Türkçe

Mesaj
  • PLG_KUNENADISCUSS_DEPENDENCY_FAIL

Sözcükte Anlam

CÜMLE ÇEŞİTLERİ

CÜMLE ÇEŞİTLERİ

 

ANLAM YÖNÜNDEN CÜMLE

İşin, oluşun, hareketin, durumun, kılışın yüklemde nasıl anlatıldığına göre cümleler çeşitlere ayrılır.

Burada işin yapılıp yapılmadığı, durumun varlığı yokluğu, işin istenildiği ya da emredildiği, bildirildiği ya da sorulduğu önemlidir.

Cümlede anlatılan işin, oluşun, hareketin olup olmadığını veya sözü edilenin var olup olmadığını bildiren cümlelere haber cümlesi; bir isteği, dileği, emri, tasarıyı, şartı bildiren cümlelere de dilek cümlesi denir.

Bunlar da olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayrılır.

 

1. Olumlu Cümle

Fiil cümlesinde işin, oluşun yapıldığını veya olduğunu; isim cümlesinde ise sözü edilen kavramın bulunduğunu, var olduğunu, bahsedilen şekilde olduğunu bildiren cümlelerdir.

 

Bursa bu mevsimde soğuktur.

Yarın daha erken gelmelisin.

Bu binanın yerinde şeftali bahçesi vardı.

 

Vapur rıhtımdan kalkıp ta Marmara'ya doğru uzaklaşmaya başlayınca, yolcuyu geçirmeye gelenler, üzerlerinden ağır bir yük kalkmış gibi ferahladılar:

─Çocukcağız Arabistan'da rahat eder.

dediler, hayırlı bir iş yaptıklarına herkesi inandırmış olanların uydurma neşesiyle, fakat gönülleri isli, evlerine döndüler.

Zaten babadan yetim kalan küçük Hasan, anası da ölünce uzak akrabaları ve konu komşunun yardımıyla halasının yanına, Filistin'in ücra bir kasabasına gönderiliyordu.
Hasan vapurda eğlendi; gırıl gırıl işleyen vinçlere, üstleri yazılı cankurtaran simitlerine, kurutulacak çamaşırlar gibi iplere asılı sandallara, vardiya değiştirilirken çalınan kampanaya bakarak çok eğlendi. Beş yaşında idi; peltek, şirin konuşmalarıyla da güverte yolcularını epeyce eğlendirmişti.

 

2. Olumsuz Cümle

Fiil cümlesinde işin, oluşun yapılmadığını, yapılmayacağını veya olmadığını; isim cümlesinde ise sözü edilen kavramın bulunmadığını, var olmadığını, bahsedilen şekilde olmadığını bildiren  cümlelerdir.

 

Fiil cümleleri, olumsuzluk ekiyle ve “ne.....ne” bağlacıyla; isim cümleleri de “yok, değil” kelimeleriyle, “ne....ne” bağlacıyla ve “-sİz” olumsuzluk ekiyle kurulur.

 

Yarın daha erken gelmemelisin.

Buraları daha önce hiç görmemiştim.

Ateşle oyun olmaz.

Bursa bu mevsimde soğuk değildir.

Bu binanın yerinde şeftali bahçesi yoktu.

Sokakta ne araba ne de insan var.

Ankara bugün hem elektriksiz hem susuz.

 

Bazı cümleler yapı bakımından olumsuz olduğu hâlde anlamca olumlu olabilir.

 

Çocuklarının okumasını istemiyor değildi.               İstiyordu.

Cezaya çarptırılanlar suçsuz değildiler.                 Suçluydular.

Yangından korkmayan yoktur.

Beni sevindiren onun iyi haberlerini almaktan başka bir şey değildi.

 

Soru eki, olumsuz çekimlenmiş bir fiille birlikte anlamca olumlu cümle; olumlu çekimlenmiş bir fiille birlikte anlamca olumsuz cümle yapabilir:

 

Senin ne kadar zorluğa katlandığını bilmez miyim?           Bilirim.

Anlattıklarına inanmaz olur muyum?                       İnanırım.

Sen çağırırsında o gelmez mi?                               Gelir.

Mazisi yıkık milletin atisi olur mu?                                  Olmaz

İnsanları kendine inandırmak kolay mı?                            Kolay değil

Bu kadar eşyayı almaya para mı yeter?                            Yetmez.

O küçücük çocuğa bu ağır işler yaptırılır mı?                   Yaptırılmaz.

Yeşilden daha güzel renk olur mu?                                   Olmaz.

 

Bir cümle aynı anlamı verecek şekilde hem olumlu hem de olumsuz kullanılabilir:

 

Uygarlığın başlıca özelliği bilime dayanması ve bilimle beslenmek zorunda olmasıdır.        →         Uygarlığın bilime dayanmaması ve bilimle beslenmemesi düşünülemez.

 

Diğer cümle türleri de şunlardır ki bu cümleler ya olumlu ya da olumsuz olacaklardır.

Korku, heyecan, ürperme, şaşkınlık gibi duyguları ifade eden cümleler Ünlem cümleleridir.

İmdat batıyoruz!

Oh ne güzelmiş özgürlük!

Eyvah gene kar yağıyor!

3. Soru Cümlesi

İçinde soru anlamı bulunan; bir konuda bilgi edinmek, şüpheleri gidermek ve düşünceleri onaylatmak için kurulan cümlelere soru cümlesi denir.

Cümlenin öğelerini bulmaya yönelik tüm soru kelimeleriyle soru cümleleri yapılabilir.

 

Elimdekinin ne olduğunu kim söyleyecek?                Özne

Babası çocuğa ne getirmiş?                                   nesne

Yarın kimi göreceksiniz?                             nesne

Ankara’ya ne zaman yerleştiniz?                            Zarf tüml.

Burayı nasıl buldunuz?                                 Zarf tüml.

Daha sonra nereye gidecekler?                    Dolaylı tüml.

 

Cümlelerde soru anlamı soru sıfatları, soru zarfları, soru zamirleri, soru edatları, soru eki ve tonlama yoluyla sağlanır.

 

]“mİ” soru ekiyle:

 

Soru eki sadece yüklemin değil, diğer öğelerin ve unsurların da sorusunu hazırlar.

 

Son sözünüz bu mu anneciğim?

Alt mı üst mü?

Hiç mi anlatacak bir şeyin yok?

Tarlamı bana zorla mı sattıracaksınız?

Sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer?

Acaba yanlış mı aklımda kaldı?

 

­Soru eki değişik anlamlar katabilir:

 

Beni biraz dinler misiniz?                  İstek, rica

Sessiz olabilir miyiz?                         uyarı

Bu su da içilir mi?                     beğenmeme

Bütün bunları ben mi söylemişim?        İnkâr, kabullenmeme

 

­Soru eki her zaman cevap almaya yönelik değildir. Bazen cevap sorunun içinde de olabilir.

 

Senin ne kadar zorluğa katlandığını bilmez miyim?           Bilirim.

Anlattıklarına inanmaz olur muyum?                       İnanırım.

Sen çağırırsında o gelmez mi?                               Gelir.

Mazisi yıkık milletin atisi olur mu?                                  Olmaz

İnsanları kendine inandırmak kolay mı?                            Kolay değil

Bu kadar eşyayı almaya para mı yeter?                            Yetmez.

O küçücük çocuğa bu ağır işler yaptırılır mı?                   Yaptırılmaz.

Yeşilden daha güzel renk olur mu?                                   Olmaz.

 

]Soru sıfatlarıyla:

 

Nasıl kitaplardan hoşlanırsın?

Kaç gün sonra geleceksin?

Eve giderken hangi otobüse bineceğiz?

Kaçıncı sınıfta okuyor?

Ne gün geleceğini söyledi mi?

Kaçar kişilik gruplar hâlinde gideceğiz?

Kaçta kaç hisse istersin?

Ne gün geleceksin?        

Ne iş yapıyordunuz?

 

]Soru zarflarıyla

 

Neden coşkun suların sesi gittikçe dindi?

Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

Bu sonbahar sabahının donuk ince rengini nasıl anlatabilirim?

Daha ne kadar bekleyeceğiz?

 

]Soru zamirleriyle:

 

Yanında ne getirdin?

Bunları sana kim anlattı?

Hangisi sizinle geldi?

Soruların kaçı cevaplandı?

Buraya nereden geldiniz?

Nereden gelip nereye gidiyoruz?

Burada kimi bekliyorsun?

Bu masa neden yapılmış? (─tahtadan)

Kimin yanında bozuk para var?

Bu da neyin nesi?

Bizim neyimiz eksik?

Nereden buldun bunu?

Kim attı bu resimleri?

Çocuklarını alıp buraya gelsen de neyle geçineceğiz biz ikimiz?

Ne var ne yok dünyada?

 

─Söyle yavrum, o roman ne diyor?

Genç kız büyük gözlerini kaldırdı. Kitabı dizlerine indirdi. Nazik bir şive ile:

─Büyükanneciğim, Fransızca bir roman işte, dedi.

Lâkin büyük nine merak ediyordu, mutlaka anlamak istiyordu:

─Adı ne?

─Desenchanté.

─Ne demek?

─Sevinçten, saadetten mahrum kadınlar demek.

─Onlar kimmiş?

─Biz... Türk kadınları...    (Ömer Seyfettin, Bahar Ve Kelebekler)

 

]Tonlama yoluyla

 

─Bu mektup sana.

─Bana mı? Kimden?

─Evden olacak.

─Evden? Ne münasebet!           Evden mi?

 

4. Emir Cümlesi 

Yüklemi emir kipiyle çekimlenmiş veya anlamca emir özelliği taşıyan cümlelerdir.

Fiilin yapılmasını emir biçiminde bildirir.

 

Oraya otur ve yerinden kalkma.

Bu raporu akşama kadar yetiştir.

On dakika sonra hazır ol!

Gürültü etme!

 

Emir kipiyle çekimlenmediği hâlde anlamca emir ifade eden cümleler de vardır.

 

Bu yazıyı arşive götüreceksin!

Yarın herkes burada olmalı.

Burayı hemen boşaltalım!

 

Bazen dilek, istek anlamları ve başka anlamlar da taşır.

 

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak       temin etme

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!  istek

Kahraman ırkıma bir gül...                                     istek

Her şey gönlünüzce olsun                    dilek, dua.

Allah’ım bizi affet!                                      yakarma

Peki, öyle olsun.                                  Razı olma

Zannetme ki bunları unuturum.           Uyarma

Gayret edin; başaracaksınız.                       Teşvik

Hele bir kere sözümü dinlemesin...               korkutma

Bizi arayan Selim olmasın?                           Olabilirlik

Şu adamın yaptıklarına bak.                         Şikâyet.

 

 

5. Ünlem Cümlesi

 

Sevgi, korku, şaşma, hayret, seslenme, coşkunluk, heyecan ve sitem ifade eden cümlelere ünlem cümlesi denir.

Ünlem cümleleri, ünlemlerle, bazı sıfatlarla, emir kipiyle, “ki” bağlacıyla, haykırmalarla ve ses tonuyla kurulur. Yapma!   Öyle yorgunum ki!..    İşte şimdi yandık!..   Ne güzel tesadüf!

Hişt! Buraya gel!         Şşt! Sus bakayım!        Ee, yeter artık!           

Ah, ne yaptım!           Hah, şimdi oldu!           Eyvah! Geç kaldım!

İmdat! Boğuluyorum!         Çok ilginç!             Ne kadar güzel!   

Çabuk eve git!                Ne olur yardım et! Çık dışarı!

Ünlem ifade eden sözler her zaman cümle hâlinde değildir:

 

Ey Türk Gençliği   Hemşehrilerim!   Tanrım!    Mehmet!  Ay,elim!                  Hay Allah! Vah zavallı!  Vay sersem! Aman dikkat!         Komşular!     Babacığım!   Simitçi!

        

6. Şart Cümlesi

İçinde şart ve koşul anlamı bulunan cümlelere şart cümlesi denir. Şart cümlelerinin yüklemleri şart kipine göre çekimlenmiştir ve yardımcı cümle oluşturmuştur. Yani bir cümleyi şart çekimiyle bir yardımcı cümle yapabiliriz.

 

Eve geldiyse bizi beklesin.

Ankara’ya gidersen Kızılay’dan bana kaset al.

Beni arayan Dursun ise gelmediğimi söyleyin.

 

“ise”, bazen istek anlamı katar; bu durumda yardımcı cümle ve şart cümlesi olmaz:

 

Kar yağsa da kartopu oynasak.

Önümüzdeki iki ayı bir geçirebilsek.           

Onu bir bulsam..   

 

Cümlelerde şart anlamı bazı kelime ve eklerle de yapılabilir:

 

Kursa devam etti mi kazanır.

Büyüklerin yanında oturacaksın, ama konuşmadan.

Seni gördükçe onu hatırlıyorum.

Yarın geri vermek üzere alabilirsin.

 

7. İstek Cümlesi

Gerçekleşmesi mümkün olan veya olmayan dileği, arzuyu, isteği bildiren cümlelere istek cümlesi denir.

 

İstek cümlesi istek ve dilek-şart kipleriyle yapılır; bu kiplerle birlikte “bari, tek, n’olaydı, keşke” kelimeleri de kullanılabilir.

 

Çıkıp biraz dolaşalım.

Dirilip kalksa da yapılanları bir görse.

 

Bari doğru cevap verseydi.

Her yere gitmeye razıyım, tek onu bulayım.

N’olaydı bugünleri görmeyeydim.

Keşke deprem olmasaydı.

Bari insanlarımız dürüst olsaydı.

 

Sonuç

 

Her cümle bu yedi cümle türünden en az birine dahildir.

Bir kere bütün cümleler ya olumludur ya olumsuz.

 

─Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! →Ünlem, olumlu, istek

Biz ki her şeyi görür ve anlarız.                            →Olumlu

Düşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün. →Emir, olumlu

Vücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay hangisidir? →Olumlu, soru

Fakat o göz kimde vardır?                 →Olumlu, soru

Kimsede...                                →Eksiltili cümle

Yalnız bizde...                          →Eksiltili cümle

Bize artık hikâyeni anlatma!...   →Ünlem, emir, olumsuz

Ne lüzum var?                          →Anlamca olumsuz, soru

 

 

YÜKLEMLERİNE GÖRE CÜMLE ÇEŞİTLERİ :

Yüklemin yapısına göre belirlenir.

Yüklemin bütünüyle ve cümlenin ifadesiyle ilişkili parçalanamayan en küçük biriminin cinsine göre adlandırılır. ( Yüklemin köküne göre )

İsim Cümlesi : Cümlede bildirilen oluşun, yüklemin, köküne göre cümlelerdir. Eğer yüklemin bütünüyle ilişkili parçalanamayan en küçük birimi   –kökü-ne –mek, -mak mastar eklerinden biri getirilemiyorsa yüklem isim soyludur. İsim soylu yükleme sahip cümleler de İsim Cümlesi olarak adlandırılır.

 

Çocuğun yüzü kıpkırmızıydı.

“Kıpkırmızıydı” yüklemi çekimli bir yüklemdir ancak “kıpkırmızı” köküne –mek, -mak mastar eklerinden biri getirilemediğinden isim soylu kelimedir. O halde cümle isim cümlesidir.

 

Tok ağırlaması güçtür.

“güçtür” yükleminin kökü “güç”, -mek, -mak mastar eki eklemeye çalıştığımızda kök kabul etmez; güç-mek, güç-mak. O halde “güç” (zor anlamında) kelimesi isim soyludur. Cümle de isim cümlesidir.

 

Aslan yatağından bellidir.

“bellidir” yüklem midir?

yüklemin kökü nedir?

Köke –mek, -mak mastar eklerinden biri eklenebiliyor mu?

Cümlenin çeşiti nedir?

 

Fiil Cümlesi : Cümlenin bildirdiği işi, hareketi, yargıyı, belirten yüklemin, bütünüyle ilişkili parçalanamayan en küçük birimine, köküne, -mek,      -mak mastar eklerinden biri eklenebiliyorsa yüklem fiil soylu, cümle de fiil cümlesidir.

 

Yakışır mı senin gibi delikanlıya?

Soru cümlesinde yüklem “yakışır”dır. Yüklemin bütün ile ilişkili parçalanamayan en küçük birimi, kökü, “yakış”tır “yakış” köküne mastar eklerinden biri eklendiğinde kökün fiil olduğu görülür “yakış-mak”. O halde cümle fiil cümlesidir.

 

Yarın yazılı olacaksınız.

Yüklem nedir?

Yüklemin kökü (bütünüyle ilişkili, parçalanamayan en küçük birimi) nedir?

Köke mastar eklerinden hangisi eklenebilir?

Yüklem fiil mi, isim midir?

Cümlenin çeşidi nedir?

 

Not: Cümle çeşidini tayin ederken yukarıdaki soruları kendinize sormayı unutmayınız.

 

 

 

ÖĞELERİN DİZİLİŞLERİNE GÖRE CÜMLE ÇEŞİTLERİ:

Türkçe cümle yapısında öğe dizilişi şöyledir:

Özne + tümleçler + yüklem.

Yüklem sonda bulunur. Ama meselâ şiirde yüklem cümlenin herhangi bir yerinde olabilir.

Diğer öğelerin yeri önem sırasına göre değişebilir.

Yüklemin cümle sonunda olup olmamasına göre cümleler ikiye ayrılır:

 

1. Kurallı (Düz) Cümle

Yüklemi sonda bulunan cümledir. Dilimizin söz dizim özelliğine göre asıl öğe sonda, yardımcı öğeler de başta bulunur.

 

Kapalıçarşı'da birkaç istikametten düdük sesleri gelmeye başladı. Bu, her akşam üzeri çarşı bekçilerinin verdiği bir işarettir ki, kapanma saatinin geldiğini ve dükkanını kapamaya geç kalanların acele etmesini ilân eder. O saatte Sahaflar Çarşısı tarafındaki büyük kapıdan içeri bir göz atmak korkunçtur. Çarşı, kimi kapanmış, kimi kapatılmaya uğraşılan iki sıra dükkanın çizdiği, karanlık ve nerede bittiği belirsiz bir dehliz halinde uzar. Ayrıca kepengi olmayan bazı vitrinli mağazaların camekânlarındaki eşya, bütün gün üzerine serpilen elektrik ziyasından ayrı düşünce, korkularından büzülürler ve camdan, çarşının tenhalaşmış yolunu görmemek için gözlerini yumarlar.

 

2. Devrik Cümle

Yüklemi sonda değil, herhangi bir yerinde bulunan cümlelerdir.

Görmüyor musun sana doğru geldiğini?

Bendim dün gece evinizin önünden geçen.

Şiirde ve günlük konuşmalarda çok kullanılır.

Çok insan anlayamaz eski musikimizden

Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...

Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta,

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta,

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...

]Atasözleri de kafiye amaçlı devrik yapılabilir:

Gülme komşuna, gelir başına.

Sakla samanı, gelir zamanı.

Besle kargayı, oysun gözünü.

]Ünlem cümleleri de devrik olabilir.

Gel buraya!

Git başımdan!

Öğelerden yüklemin (genellikle ) söylenmemesi durumunda Eksiltili Cümle oluşur.

           Atın ürkeği, yiğidin korkağı…………………(sevilmez)

           Borç vermekle, düşman vurmakla……………………(tükenmez)

Cümle içerisinde bulunan arasöz ( aracümle ) Parantez Cümlesini oluşturur.

           Babası tüm çocuklarını, hele Ömer’i, çok severdi.

         Herkes sizi, Güvem İlköğretim okulu öğrencilerini, konuşuyor.

 

YAPI BAKIMINDAN CÜMLELER

Cümleler, bildirdikleri yargı sayısına ve öğelerin yüklemle olan ilişkisine göre çeşitlere ayrılırlar.

Cümlede bir ya da birden fazla yargı vardır. Başka bir deyişle birden fazla cümle bir araya gelip bir cümleymiş gibi görünebilir.

Bir ceylan gibi ürktü.      Tek yargı

Sevincinden ne yapacağını şaşırmıştı. İki yargı

Bu tür cümlelerde bazı öğeler ortak olduğu gibi öğelerin tamamı farklı da olabilir. Bu cümleler birbirlerine bazı bağlaçlar yardımıyla bağlanabildiği gibi anlam bakımından da bağlanabilirler.

Saatine baktı ve otobüsü kaçırdığını anladı.

Cümleler yapı bakımından çeşitlere ayrılırken içlerindeki kelime sayısı değil yüklem, fiil veya yargı sayısı dikkate alınır.

Yapı bakımından cümleler; basit, birleşik, bağlı ve sıralı olmak üzere dörde ayrılır.

1. Basit Cümle

İçerisinde tek yargı, tek fiil, dolayısıyla isim veya fiil cinsinden tek yüklem bulunan cümledir.

Başka bir cümleye bağlanmaz, yani bağımsız bir cümledir. Tamamladığı ya da onu tamamlayan bir cümlecik yoktur.

Yarın akşam maç yapacaklar.

Zayıf kolları kirli tunç rengindeydi. Tekrar başını kaldırdı. Gökle denizin birleştiği dumandan çizgiye baktı.

Sıcak yaz aylarını geçirmek için deniz kenarlarına, kırlara tepelere kaçanlar, şimdi birer birer kışlıklarına dönüyorlar.

®Bazı dil bilimcilere göre içerisinde yüklemin dışında isim-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiil bulunan cümleler de basit cümledir; bu kelimeler ve kelime grupları yargı bildirmezler.

Rüzgâr, denizin yüzünü pürüzlendirerek küçük savaşlar yaratıyordu.

Birden köşe başından, iki karayağız atın çektiği bir fayton peyda oldu.

 

2. Birleşik Cümle

Bir temel cümle ile onun anlamını tamamlayan en az bir yan cümlecikten meydana cümlelerdir.

Yani yapısında birden fazla cümle bulunduran cümlelerdir.

 

Temel cümleyle yan cümlenin bir araya geliş şekillerine göre birleşik cümleler çeşitlere ayrılır.

 

a. Girişik Birleşik Cümle

Bu tür cümlelerde yan cümlecik temel cümleciğin herhangi bir öğesi olabildiği gibi, bir öğenin parçası da olabilir.

Girişik birleşik cümleler, fiilimsilerle ve çekimli fiillerle kurulur.

 

Havaların ısınması / tatil düşkünlerini sevindirdi.            Özne

Çadırları çalanlar / bulunamadı.                              Sözde özne

Evlerin ne zaman biteceğini / bilmiyoruz.                        Nesne

Yarın / bir tanıdığa / gideceğiz.                                     Dolaylı tüml.

Babasını karşısında görünce / çok sevindi.                       Zarf tüml.

Havalar soğuduğundan / artık dışarı çıkmıyor.                 Edat tüml.

 

Ellerim takılırken / rüzgarların saçına

Asıldı arabamız bir dağın yamacına,

 

b. İç İçe Birleşik Cümle

Bir temel cümleyle, herhangi bir sebeple onun içinde kullanılan bir yardımcı cümleden oluşan cümlelerdir.

Yardımcı cümle de temel cümle gibi bağımsız bir cümle yapısındadır.

Asıl yargı sonda bulunur.

 

]Yardımcı cümle nesne olarak kullanılabilir. Alıntı hâlindedir.

 

Adam, / “Kartınız geçerli değil.” / demez mi?

Şark için “Ölümün sırrına sahiptir.” derler.

 

]Yardımcı cümlenin yüklemi “de, zannet-, san-, bil- gör-, görün-, farzet-, düşü-“ fiillerinin çekimli şekli olabilir.

 

“Seni göremedim diye bu bahar

İçimde bin türlü duygunun isyanı var.”

Yaşamak zevki nedir bilmez ölümden korkan

“Savaşı önce kendime karşı kazanmalıyım.” diye düşündü.

 

]Yardımcı cümle ana cümle içinde bir isim tamlamasının tamlayanı olarak bulunabilir.

 

Iraklardan bir dondurmacının “Vişnelim var, kaymaklım” nidası titreyerek dağılıyordu.

Artık “Ev alma komşu al.” atasözünün hükmünün kalmadığına inanıyorum.

 

]Yardımcı cümle edat grubu olabilir.

 

Gönül Anadolu’da Yunus Emre’nin “Taştın yine deli gönül / Sular gibi çağlar mısın” gibi mısralarıyla şahlanır.

 

c. İlgi Cümlesi

Temel cümlenin herhangi bir öğesi olan veya bir öğenin açıklayıcısı olan yan cümleciğin, bağlı bulunduğu veya açıkladığı öğeye “ki” bağlacıyla bağlanması sonucu ortaya çıkan cümleye ilgi cümlesi denir.

Bu cümlelerde ki atılarak yan cümleciğin hangi öğeye bağlı olduğu görülür.

Cümle dışı unsurlar konusunda anlatıldı.

 

Muhsin, / ki öğrencilerimizdendir, / böyle bir şey yapmaz.

Öğrencilerimizden olan Muhsin...

Dün gece, / ki oradaki son gecemizdi, / çok eğlendik.

         Oradaki son gecemiz olan dün gece...

 

d. Şartlı Birleşik Cümle

Bir temel cümle ve onun şartı olan bir cümleden oluşan birleşik cümlelerdir.

Şart cümlesi tek başına yargı bildirmez; ana cümleyi zaman, şart, sebep ve benzetme yönlerinden tamamlar. Onun zarfı olarak kullanılır.

 

Hava güzel olursa / yarın pikniğe gideriz.

Çanakkale’yi de gezerdik, / vaktimiz olsaydı.

Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.

 

“Havaya bakarsam hava alırım

Toprağa bakarsam dua alırım

Topraktan ayrılsam nerde kalırım

Benim sadık yarim kara topraktır.”

 

Artık demir almak günü gelmişse zamandan

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

 

®Bazı kalıplaşmış şart cümleleri özne veya nesne de olabilir.

 

Ne yapsa faydasız.

 

İstek bildiren şart eki bağımsız cümle kurar. Ancak istek ifadesinde de yargının kuvvetli olmadığı sezilmektedir.

 

Bir gün çıkıp gelsen, vursan kapıma

Atılsan boynuma kollarını açarak

Otursan dizlerime yaramaz bakışlarla

Konuşsan yine öyle yarım yamalak.  (YBB)

 

3. Sıralı Cümleler

Bağımsız cümlelerin, aralarındaki anlam ilgisinden dolayı virgülle veya noktalı virgülle birbiri ardına sıralanmasıyla oluşan cümleler topluluğudur.

En az iki cümleden oluşur.

 

“Yağız atlar kişnedi, / meşin kırbaç şakladı, /

Bir dakika araba yerinde durakladı.

Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, /

Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...”

“Gök sarı, / toprak sarı, / çıplak ağaçlar sarı...

Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,”

“Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu,  /

Gökler bulutlanıyor, / rüzgar serinliyordu.”

 

Sarı çiçeğin saçları yolunmuş, kana bulanmıştı.

Bu, asırlardan beri böyle olagelmişti, asırlarca da böyle dürüp gidecekti.

 

Sıralı cümlelerin bütün öğeleri ayrı olabildiği gibi bazıları ortak da olabilir.

 

Otobüs her zamanki gibi yine geç geldi; / biz de derse geç kaldık.

Mart kapıdan baktırır; kazma kürek yaktırır.        Özne ortak.

Mallarımızı önce çaldılar, sonra geri bize sattılar.  Özne ve nesne ortak.

Merdivenleri kardeşin yıkasın, sen de sil.              Nesne ortak.

İnatçı adama dil döküyor, sürekli yalvarıyordu.       Özne ve dolaylı tüml.

 

4. Bağlı Cümle

Aralarındaki ilgiden dolayı birbirlerine bir bağlaçla bağlanan cümlelerdir.

Bağlaçlar cümle öğesi değildir.

 

İkiye ayrılır.

1. “ki”li Bağlı Cümleler

Farsça “ki” bağlacıyla birbirine bağlanan bağımsız cümlelerden oluşur.

Yardımcı cümle ana cümleyi genellikle nesne ve zarf göreviyle tamamlar.

Ana cümle başta, yardımcı cümle sonra bulunur. Bu sıralanış, Türkçe cümle yapısına aykırıdır.

 

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta.

“Gönlüm isterdi ki mazini dirilten sanat

Sana tarihini her lâhza hayal ettirsin.”

(Gönlüm, mazini dirilten sanatın sana tarihini her lâhza hayal ettirmesini isterdi.)

]Yardımcı cümlenin başta, ana cümlenin sonda kullanıldığı cümleler de vardır. Burada da yardımcı cümle zarf görevindedir.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi.

(Büyük olduğun için kanın tevhidi kurtarıyor.)

Kırk elli adım uzaklaşmıştı ki iki iri kanadın havada çarpışmasından çıkan boğuk bir gürültü işitti.

(İki iri kanadın havada çarpışmasından çıkan boğuk bir gürültü işittiğinde kırk elli adım uzaklaşmıştı.)

]Bu tür cümlelerde “ki” bazen düşebilir. Cümle, okuyanın, dinleyenin muhayyilesine bırakılır.

Darıldı diye o kadar korktum ki...       (anlatamam)

Not: ”ki” edatının şüphe kattığı cümleler bağlı cümle değildir.

 

Düşler mi ki şu burcu burcu kokan havada

Renk mi ki üzerimde akaduran bu nehir?

 

2. Diğer Bağlaçlarla Kurulanlar

 “ve, veya, ya da, da, fakat, ama, lâkin, hâlbuki, ne.....ne, meğer...” edatlarıyla birbirine bağlanan bağımsız cümleler topluluğudur.

 

Hava bulutlu ve durduğumuz tepe rüzgârlı idi.

Çocukluk günlerini hatırladı ve gözlerinde iki damla yaş belirdi.

Okumayı bilmiyor veya numara yapıyor.

“Ne doğan güne hükmim geçer

Ne hâlden anlayan bulunur.”

Bu ev güzel, temiz, her şeyi yerinde bir ev; / ama / Şinasi Bey'in istediği ev değil.

"Yatsam, acaba uyuyabilir miyim?" diye düşündü, yatıp da uyuyamamaktan korktu; / ama / korktuğu başına gelmedi. Sabaha kadar yattı, hem de uyudu.

Burnu biraz basıkça, / fakat / gözleri derin ve güzel; alnı küçük ve dar, / fakat / saçları altından bir duman gibi yumuşak ve seyyal; dişleri biraz eğri, / fakat / dudakları çilek gibi küçük, toplu ve yuvarlak... Güzel değilse bile çirkin hiç değil.

Onun bu sözlerinin samimî olduğuna hiç şüphe etmediler / ve / bir çocuk ruhu kadar temiz ruhundan gelen nutuklarını sessizce dinlediler.

Dün resim yapmadı / da / maça gitti.

Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde.

 

]Bağlı cümlelerin bir kısmında yüklemin kipi ve şahsı aynı, bir kısmında farklıdır.

 

Hava bulutlu ve durduğumuz tepe rüzgârlı idi.

Ayakkabılarını ayağına geçirdi ve kendini sokağa attı.

İstediğiniz evrakları getireceğim, fakat okuyabileceğinizi sanmıyorum.

Ben saatinde gelmiştim, ama o henüz ortalıkta yoktu.

 

]Unsurların biri veya birkaçı ortak olan bağlı cümleler de vardır.

 

Ya okumayı bilmiyor ya numara yapıyor.

 

Sonuç

Bir cümle, yapı bakımından basit, birleşik, bağlı, sıralı cümlelerden ancak birine dahil olabilir. Birleşik, bağlı ve sıralı cümleleri oluşturan cümleler de ayrı ayrı basit, birleşik, sıralı veya bağlı olabilir.

 

Gündüzleri onların sesleriyle o kadar dolmuş olurdum / ki / rüyamda yahut uykumun içinde hâlâ bunları duyardım ve hep bunları tefsir etmek isterdim.

 

Çeşidi: “ki”li bağlı cümle

Yardımcı cümle: basit:

Gündüzleri onların sesleriyle o kadar dolmuş olurdum

Ana cümle: bağlı:

rüyamda yahut uykumun içinde hâlâ bunları duyardım / ve / hep bunları tefsir etmek isterdim.

Ana cümleyi oluşturan cümlelerin her biri: basit:

rüyamda yahut uykumun içinde hâlâ bunları duyardım 

hep bunları tefsir etmek isterdim.

 

Örnekler

 

Öğle yemeğinden sonra sinirlerim uyuştu, ufak bir uyku kestireyim diye kompartımanda uzandım.

 

Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana

 

Medeniyet öyle kuvvetli bir ışıktır ki ona bigâne olanları yakar, mahveder.

 

CÜMLE DIŞI UNSURLAR VE ARA SÖZ, ARA CÜMLE

Cümlenin kuruluşuna katılmayan, yani öğe olmayan ve dolaylı olarak cümlenin anlamına yardımcı olan unsurlardır.

Bağlaçlar, ünlemler, ünlem grupları, hitaplar, ara sözler cümle kuruluşunun dışında kalan unsurlardır.

Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor.

Lâkin vatandan ayrılışın ıztırabı zor.

Şair, sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın.

Ulu mabet, seni ancak bu sabah anlıyorum.

Neden böyle düşman görünürsünüz

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar.

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul.

Varsın sonunda bizzat yarattığımız bu eser bizi inkâr etsin.

Bahçeye indim, fakat çiçeklerin eski kokusunu alamadım.

®Yardımcı ve açıklayıcı bir öğe olarak cümlenin içine giren ve çıkarılması cümlenin anlamında eksiklik ya da bozulma meydana getirmeyen sözlere ara söz denir. Ara söz bir kelime, kelime grubu veya cümle hâlinde olabilir.

 

Bu konuda kararlı olduktan sonra –geç karar vermiş olsan da- başarıya ulaşırsın.

Dün Ali amcalara, eski komşumuza, gittik.

]Ara söz, iki virgül arasında, parantez içinde ya da iki kısa çizgi arasında verilir. “ki” ile de bağlanabilir.

Başımın ağrısı yazları –sıcaklardan olmalı- daha da artar.

Arka sıradakilerden biri, gözlüklü olanı, bir soru sordu.

Kalıcı konutları bu yıl sonuna kadar –geçen seneki lâf- yetiştireceklermiş.

Çıkmamız gereken uygar milletler seviyesini –ki bu seviyeye hâlâ çok uzağız- Mustafa  Kemal hedef olarak göstermişti bize.

]Cümlede herhangi bir öğenin açıklayıcısı ve açıkladığı öğe ile aynı görevde olabilir.

Arka sıradakilerden biri, gözlüklü olanı, bir soru sordu.   Özneyi

Dün Ali amcalara, eski komşumuza, gittik.                       Dolaylı tümleci

Doğup, büyüdüğü yerleri, memleketini, çok özlemişti.       Nesneyi

Onu dün akşama doğru, saat beş gibi, Kızılay’da gördüm.  Zarf tümlecini

]Cümlenin herhangi bir öğesi olmaksızın da kullanılabilir.

Bu işi 2000 sununa kadar bitireceklerini –inanılacak gibi değil- söylüyorlar.

Bu adam, seni temin ederim, sahtekârın biridir.

Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz.

]Cümlenin herhangi bir yerinde bulunabilirler.

Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli

Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi

Evet, her şey bende gizli bir düğüm.

 

 

CÜMLEDE ANLAM

 

CÜMLEDE ANLAM

Cümle anlamı ile anlamlarına göre cümleler karıştırılmamalıdır. Bunlar birbirinden çok farklı konulardır. Anlamlarına göre cümleler konusunda olumlu, olumsuz cümleler; soru, ünlem cümleleri vb. vardır.

Cümle anlamı, verilen bir cümlenin anlamını bulup ifade edebilmekle ilgilidir. Yani bir cümleyi aynı anlama gelecek şekilde biraz daha farklı olarak, birkaç değişik ya da yeni kelimeyle söyleyebilmek cümledeki anlamı bulmak demektir.

Cümle anlamında verilen bir cümlenin anlamca özdeşi, karşıtı veya yerine konulabilecek cümle sorulur. Bu konu için ata sözü ve deyimler de kullanılabilir.

Örnek

“Konuyu oldukça genel yönleriyle ele almışsınız.” cümlesinin anlamca yerini tutabilecek uygun bir cümle:

Konuyu ayrıntılara inmeden işlemişsiniz.

Örnek

“Yazdıklarımda hep gerçeğe bağlı kalırım; çünkü ancak bu nitelikte bir yapıt yüzyıllar boyunca değerini koruyabilir.” cümlesine anlam bakımından en yakın cümle:

Beğenilen, kalıcı yapıtlar, her şeyi olduğu gibi yansıtanlardır.

Örnek

Kadınlar zayıftır, ama analar güçlüdür.  = Analık kadına güç verir.

Verilen bir cümleyle ilgili soruyu cevaplamadan önce o cümlenin anlamını iyi kavramak gerekir. Bir anlamda cümlenin ana fikrini tespit etmek... Ancak bu arada kişisel duygu, düşünce ve bilgilerimizi göz ardı etmeliyiz.

Örnek

“Sanat, başını bağlatmadığı sürece baş üstünde taşınacaktır.” cümlesinin konusu sanatın özgür olması gerektiğidir. Dolayısıyla bu cümlenin en uygun karşılığı şöyle olabilir:

Sanatın yüceltilmesi, bir görüşün emrinde olmamasına bağlıdır.

Örnek

“Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür, ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.” Tolstoy

Bu sözün iki yönü vardır:

1.      Kişinin insanlığı değiştirmek istemesi

2.      Ama kendini değiştirmemesi

 

O hâlde bu sözü daha farklı şekillerde dile getirebiliriz:

İnsanlığı değiştirmek isteyenler önce kendilerini değiştirmelidirler.

İnsanlar kendilerini değiştirmeyi düşünmeden insanlığı değiştirmeye kalkışmaktadırlar.

 

Bu cümleden hareketle ve bu cümleyi destekleyen başka cümleler de kurabiliriz:

İnsanlar demek ki kendilerini beğenmekte, insanlığı beğenmemektedirler ki kendilerini değil de insanlığı değiştirmeyi düşünüyorlar.

İnsanlığı beğenmeyenler önce kendilerini değiştirmelidirler; belki kendilerini değiştirdiklerinden insanlık da değişmiş olacaktır.

vb

 

Cümle anlamı konusunda şu hususlar gözden uzak tutulmamalı, bu konularla ilgili soruları cevaplandırırken öncelikle bu kavramların ne oldukları bilinmelidir:

beğenme, çaresizlik, değerlendirme, duygulara yer verme, duyguları karıştırmama, eşitlik, gözlem, ihtimal, kararsızlık, karşılaştırma, karşıtlık, korku,

koşula bağlılık, nedenini belirtme, nesnellik, olabilirlik, olasılık, öneri, öznellik, sevinç, şaşırma, tahmin, takdir etme, tanımlama, telâş, uyarma, varsayım, yakınma, yorumlama, zorunluluk

 

1) CÜMLEDE EŞ ve YAKIN ANLAM

Aynı konuyu, aynı düşünceyi değişik kelimelerle ve söz dizimiyle anlatan cümlelerdir. Cümle hangi sözcüklerle ve nasıl kurulursa kurulsun, biz, verilen cümledeki düşünceyi aramalıyız. Bunun için o cümledeki anahtar sözcükleri doğru tespit etmek; ayrıca cümlede kullanılan edat ve bağlaçlara da dikkat etmek gerekir.

 

"Konuyu oldukça genel yönleriyle ele almışsınız." cümlesinin eş anlamlısı.

-Konuyu ayrıntılara girmeden işlemişsiniz.

 

"Eskiden çok vakti yoktu, onun için uzun yazılar yazardı, şimdi vakti bol; daha kısa ve güzel yazılar yazıyor."

-Kısa ve özlü yazmak için uzun zamana ihtiyaç vardır.

 

"Şiire yaşlı bir şair gibi başlamak, genç bir şair gibi onu sürdürmek gerekir."

-Şiir, deneyim ve coşkunun ürünüdür. (?)

 

"Kimi genç şairler, şiirin kendileriyle başladığını, kimi yaşlı şairler ise şiirin kendileriyle bittiğini sanırlar."

- Şairlerin genci de yaşlısı da şiirde güzelliğin ve başarının ölçüsünü kendi şiiriyle sınırlar.

 

 

2) NEDEN-SONUÇ CÜMLELERİ:

 

Neden-sonuç cümleleri iki bölümden oluşur. Birinci bölüm neden (sebep), ikinci bölüm ise sonuç bildirir. Bu tür sorularda eylemin hangi nedenle maydana geldiği bizim için önemlidir. Daha çok "için, -den, -diğinden, ile" gibi edatlarla sağlanır.

 

Malzeme yetersizliğinden inşaat yarım kaldı.

Seni ziyaret edemedim, çünkü hastaydım.

Yağmurun yağmasıyla herkes içeri kaçıştı.

Yorgun olduğu için işi erken bıraktı.

Kazanamama korkusuyla gece gündüz çalışıyor.

Maddi imkansızlık yüzünden okuyamamış.

Fazla ışık gözlerime dokunduğundan perdeyi kapattım.

Büyükbaba öldü, sonra üzüntüsünden büyükanne öldü.

Müdür, yaşlı adama ters ters baktı. Adamcağız utancından büzüldükçe büzüldü.

Saha çamur olduğu için maç ertelenmiş.

Çocukların susuzluktan dudakları çatlamıştı

Şiddetli soğuklardan elleri ince ince yarılmıştı.

 

3) AMAÇ-SONUÇ CÜMLELERİ (AMAÇ ANLAMI TAŞIYAN CÜMLELER)

 

Eylemin hangi amaca bağlı olarak gerçekleştiği vurgulanır. Bu tür cümlelerde de "için, diye, üzere" gibi edatlardan yararlanılır.

 

Öfkesini yenmek için dışarı çıktı.

Yoksulluktan kurtulmak için şehre göç etmiş.

Kardeşi iyileşsin diye Allah'a dua ediyor.

Bildiklerini anlatmak üzere karakola başvurdu.

Bu sıkıntılara sınavı kazanalım diye katlanıyoruz.

Yabancı dil öğrenmek için kursa gidiyor.

 

4) KARŞIT ANLAMLI CÜMLELER

 

Anlam bakımından birbirinin zıddı olan sözcüklerin kullanıldığı cümlelerdir. Bu tür cümlelerde konu genellikle aynı, fakat konuya bakış açısı farklıdır.

 

Adamın yüzündeki yumuşak ifade bizimle konuşurken birdenbire sertleşmişti.

Dışarısı günlük güneşlik, sımsıcak, halbuki burada paltolarımız bile bizi ısıtmaya yetmiyor.

Derin boğazlara girdiğinde coşup köpüren ırmaklar, düze inince miskinleşiyor.

 

5) ŞARTLI CÜMLELER (BİR KOŞULA BAĞLI CÜMLELER)

Bazı cümlelerde temel yargının gerçekleşmesi bir şarta bağlanır. Buna göre birinci bölüm (yan yargı) koşul, ikinci bölüm ise o koşula bağlı olarak ortaya çıkan sonuçtur (temel yargı).

Türkçe’de koşul anlamı asıl olarak “-se” şart ekiyle sağlanır. “ise”, “-dikçe”, “mi”, “ama”, “üzere”, “yeter ki” ile de koşul anlamı sağlanır.

 

Lodos eserse hava temizlenir.

Ne demek istediğimi, bu kitabı okursan anlarsın.

Yardım edersen işimi çabuk bitiririm.

Babanı gördü mü olanları anlatır.

Sizin için izin alırım, ama erken döneceksiniz.

İki saat sonra dönmek üzere gidebilirsin.

İstediğin arabayı alırım, yeter ki sınavı kazan.

Okula gideceksin ama otobüsle.

Onu gördükçe seni hatırlıyorum.

Bazı cümlelerde aslında istek anlamı vardır, ama yine de ikinci yargının gerçekleşmesi birinciye bağlıdır:

İzin verse de görüşlerimizi açıklasak.

Kar yağmasa da otobüsle gitsek.

Bazen yukarıda belirtilen ekler olmadan da cümlenin kendisinden bu anlam çıkarılabilir:

Konuşma, patlatırım.

 

6) KARŞILAŞTIRMA CÜMLELERİ

 

İki kavram, nesne, eser, kişi arasında yapılan kıyaslamaya karşılaştırma denir. Karşılaştırmada benzerlik, farklılık, üstünlük gibi değişik durumlar ifade edilir. Yani karşılaştırmanın hangi yönden yapıldığı ortaya konur. Bu durumda benzetme ve karşılaştırma edatları kullanılır.

 

Adnan yaşça Ahmet’ten büyük(tür).

Yeni şiirler eski şiirlere göre daha anlaşılır bir dille; ama daha anlaşılmaz imgelerle yazılmaktadır.

Sağlığım geçen haftaya göre daha iyi.

Televizyon da sinema kadar etkilidir.

Bu konuda senden daha bilgilisi yok.

Bu çalışmayla daha iyi bir puan alabilirdin.

Dinlemek de konuşmak kadar önemlidir.

Öğretmen, sınıfın en çok konuşanını öne oturttu.

Öykülerini de okudu; ama bunları şiirleri ve oyunları kadar beğenmedi.

7) TAHMİN, İHTİMAL, OLASILIK CÜMLELERİ

İhtimal, olasılık ve tahmin, bazı verilere dayanarak gelecekteki bir şeyi, bir olayı kestirmek, onun olabilme ihtimalini göz önünde bulundurmaktır.

Bu tür cümleler, gerçekleşme şansı, ihtimali, tehlikesi olan bir durumu veya olayı ifade ederler.

Tahmin cümlelerinde olayların akışından hareketle sonuç görülmeye çalışılır. Kesinlik taşımayan, öznel yargılardır; cümleyi söyleyenin kendince ulaştığı bir sonuçtur.

 

Bu kış, şiddetli geçebilir. (bir ihtimal, belki)

Dün beni arayan Hakan olmalı. (büyük ihtimalle odur)

Adnan Bey’in yanındaki kardeşi olacak. (galiba)

Dün evde değildim, Fikret beni aramıştır. (aramış olmalı, büyük ihtimalle)

Ek-fiilin geniş zamanında kullanılan “-dir” eki fiillerden sonra kullanıldığında cümleye ihtimal, olasılık, tahmin veya kesinlik, kuvvetlendirme anlamları katar.

Bizin eller yeşillenmiştir. (tahmin)

Yurt dışına gidince bizleri unutmuştur. (tahmin, ihtimal)

Sınav iki basamak hâlinde uygulanacaktır. (kesinlik)

Bu eklerin dışında, “belki, galiba, sanırım,sanıyorum, zannederim, sanki, gibi” vb sözcüklerle ve “-ebil-” ekiyle de cümlelere olasılık anlamı katılabilir.

Yarın sizi ziyarete gelebiliriz.

Bu akşam geç kalabilirim.

Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.

Sanıyorum o konu anlatılmadı.

Zannederim bu konuyla ilgileniyorsunuz.

Geç kaldık; sanırım o gitmiştir. (88-ÖYS)

“-e-bil-” yeterlilik bildiren yardımcı fiil olarak olasılık değil gücü yeterlik bildirir:

Öyle deme, ben de ağır işlerde çalışabilirim.(çalışmaya gücüm yeter)

 

8) EKSİK CÜMLEYİ TAMAMLAMA

Cümle bir yargı birimidir. Bu anlamda kendi içinde bir çelişki taşımamalıdır. Sınavlarda bu konuyla ilgili sorular ya cümlenin kendi içinde tamamlanması ya da bir cümlenin en uygun başka bir cümleyle sürdürülmesi istenmektedir.

 

Kendi içinde tamamlanması gereken cümlelerde anlam bütünlüğü ve teknik yapı önemlidir.

 

 

 

 

 

ANLATIM YÖNÜNDEN CÜMLE

 

1) NESNEL ANLATIM

Nesnel: Objektif.

 

Gerçekliği kanıtlanabilir, bilimsel, ölçülebilir, herkese göre aynı olan; göreceli olmayan; kişilerin duygularına dayanmayan anlatım nesnel anlatımdır.

Nesnel anlatımda ölçülebilir, kanıtlanabilir ve yorumlara meydan vermeyen bir anlatım vardır. Nesnel anlatımda "bence" ve "bana göre"ye yer yoktur:

 

Yahya Kemal 20. yüzyılda yaşamış bir edebiyatçıdır.

İstanbul Türkiye’nin en büyük şehridir.

 

Nesnel anlatım sorularında her zaman “aşağıdakilerin hangisinde nesnellik vardır?” gibi soru kökleri olmayabilir. Kimi zaman da “aşağıdakilerden hangisi söyleyenin kişisel düşüncelerini içermemektedir?” veya “yukarıdaki cümlelerin hangilerinde düşünce eksiksiz ve belirli bir kesinlikle anlatılmıştır?” gibi sorular nesnelliğe aittir.

 

Kitaptaki ilk öykünün konusu köy yaşamıdır.

Oyundaki olaylar bir çiftlikte geçiyor.

Yazar, bu romanından sonra peş peşe altı oyun yazdı.

Romanın sonunda kahramanların hiçbiri umduğunu bulamıyor.

Bu, sanatçının en son çıkan şiir kitabıdır.

Öyküdeki kişilerin dördü kadın, üçü erkektir.

Romanda anlatılanlar Kurtuluş Savaşı yıllarında geçiyor.

Oyundaki olaylar, üç bin kişilik bir kasabada, bir çiftlikte geçiyor.

 

2) ÖZNEL ANLATIM

 

Öznel: İzafî, sübjektif, göreli, göreceli...

 

Öznel ifadeler, doğruluğu ve yanlışlığı kişilere göre değişebilen, kanıtlanamayan, tartışmalı, öznel, ölçülemeyen, duygulara bağlı, yorumlanabilir, bilimsel olmayan yargılardır.

Bu tür cümlelerde izlenimler, yorumlar, duygular, beğeniler ve kişisel görüşler anlatılır.

 

Yahya Kemal, 20. yüzyılın en başarılı şairidir.

İstanbul Türkiye’nin en güzel şehridir.

Karadeniz insanı çok inatçıdır.

En güzel kış meyvesi portakaldır.

Hikâyeciliğimizdeki en başarılı dönem o yıllardı.

En güzel yıllarımı o köyde geçirdim.

Şehirde yaşamak köyde yaşamaktan daha zordur.

Öykülerinde bir kuruluk, bir tekdüzelik görülüyor.

Oyundaki dekorlar, seyirciyi o günün ortamına götürerek oyunun etkisini büyük ölçüde artırıyor.

Öznel cümleleri varsayım ve olasılık; yorumlama, yakınma, eleştiri ya da beğeni içeren cümleler gibi gruplara ayırmak mümkündür.

a. Varsayım Cümleleri

Kimi cümleler gerçekte olmadığı hâlde varmış gibi kabul edilen durumları anlatabilir. Bu tür cümlelere varsayım cümleleri denir. Varsayım anlamı “diyelim (ki), farz edelim (ki), tut ki, tutalım (ki), kabul edelim (ki)” gibi sözcüklerle sağlanır.

Diyelim ki cüzdanını kaybettin..

Farz edelim okulu bıraktın, ne yapacaksın?

Böyle olduğunu kabul edelim, gururuna yedirebilecek misin?

Tut ki karnım acıktı.

Diyelim ki bu olay gerçek değildir.

Dikkat edilirse bu cümleler devamı olan cümlelerdir; tamamlanmamış ya da cevap beklenen cümleler... Eğer “Dileyelim ki bu iş anlatıldığı gibi olmasın.” gibi bir cümle kurulursa, bu varsayım cümlesi olmaz.

b. Yorumlama Cümleleri:

Bu tür cümlelerde gizli veya hayali şeylerden anlam çıkarma söz konusudur.

Son günlerde hiç konuşmuyor, sanki bana gücenmiş.

Kimse beni dinlemiyor, sanki herkes bana cephe almış.

İkide bir karşıma çıkıyor, sanki beni izliyor.(93-ÖYS)

Sanki suçlu benmişim gibi surat asıyorsun.

c. Yakınma Bildiren Cümleler

Bu tür cümleler insanı pişman edecek şekilde sonuçlanmış olaylardan şikayeti dile getirir. "keşke, bari, hiç değilse, hiç olmazsa" gibi sözcüklerle ve "ki" bağlacıyla kurulan cümlelerdir.

 

Keşke o gün evden çıkmasaydık.

Hiç olmazsa son sınavdan iyi not alsaydın.

Beni düşünmüyorsun bari kendini düşün.

Yüz kere söylesen de anlamaz ki!

Hiç değilse bir kez geç kalma.

Bu kadar fırsat verdik değerlendirmedi ki!

 

 

d. Şaşırma bildiren cümleler

Şaşırma anlamı soru ekiyle de sağlanabilir:

 

Biraz sonra bir batağın içine dalmayayım mı?

Bizim Ali orada da karşımıza çıkmasın mı?

 

3) DOĞRUDAN ANLATIM:

Başkalarına ait sözleri söylendiği gibi aktarmaktır.

 

Ali: "Bu kitabı iki kez okudum." dedi.

Öğretmen:" Bu test sorularını evde çözeceksiniz." dedi.

Dersten sonra etüt yapacağız, dediler.

Başbakan: "Kıbrıs, bizim toprağımızdır." dedi.

Öğretmen, Ali'ye: "Arkadaşına söyle, yarın ödevini mutlaka getirsin!" dedi.

 

4) DOLAYLI ANLATIM:

Başkalarına ait sözleri değiştirerek, sadece içerik olarak aktarmaktır.

 

Ali, bana bu kitabı iki kez okuduğunu söyledi.

Yazar, roman kahramanının gerçek hayatta da yaşadığını söyledi.

Annem, akşam eve erken gelmem gerektiğini söyledi.

 

5) ÜSLÛP CÜMLELERİ

Üslûp, sanatçının yazım tekniği (yöntem, tarz, metot), kelime seçimindeki ve cümle kuruluşundaki kendine özgülük; görüş, duyuş ve anlatış özelliğidir.

Sanat eserinde konu, anlatılan nesneyi; üslûp da bunun nasıl anlatıldığını ifade eder.

Kısacası, sanatçının dili ve anlatım özellikleri onun üslûbunu meydana getirir.

Aşağıdaki cümleler bir sanatçının üslûbuyla ilgili cümlelerdir:

Yazarın sade dili, parlak kelimelerle anlatımı bizi esere yaklaştırıyor.

Romancı, roman kişilerinin karakterlerini çizerken onların diliyle konuşmak zorundadır.

Bu ilk öykülerinde sıfatlardan, söz sanatlarından kaçınan yalın dili ve ayrıntıları gözlemlemedeki ustalığıyla dikkati çekti.

 

6) KİNAYE Lİ ANLATIM:

Cümlede ifade edilen düşüncenin, genellikle alaycı biçimde, tersini kasteden anlatım biçimidir.

 

Takımımız bu haftaki maçında muhteşem bir oyunla 4-0 mağlup oldu.

Çocuk o kadar çalışkandı ki her dönem en az beş zayıf getirirdi.

7) TANIM CÜMLELERİ:

 

Bir varlığın veya kavramın ayırt edici özelliklerini belirli bir kesinlikle ifade etmektir.

Gelgit, ayın çekim kuvvetinin tesiriyle denizin karaya yaklaşması ve karadan uzaklaşmasıdır.

Kafiye, mısra sonlarındaki ses benzerliğidir.

Sanat, hayatı yüceltme ve daha anlamlı kılma çabasıdır.

 

CÜMLE ANLATIMINDA ORTAYA ÇIKAN ANLAMLAR.

1. ÖZNEL YARGI : Kişiden kişiye değişen, doğru ve- ya yanlış olduğu kanıtlanamayan yargılardır.
Örnek : En güzel renk mavidir.
2. NESNEL YARGI : Doğruluğu veya yanlışlığı kişi-den kişiye değişmeyen ve kanıtlanabilir bir özellik tası-yan yargılardır.
Örnek : Sanatçının iki şiir kitabi çıktı.
3. DEĞERLENDİRME : Bir sanat eserinin, sanatçının veya herhangi bir durumun iyi ye da kötü yönlerini orta-ye koymaktır.
Not 1 : Değerlendirmeler, kimi zaman öznel, kimi zaman nesnel olabilir.
Örnek : Sairin şiirleri insani derinden etkiliyor. ( Öznel )
Romanda kişiler gerçek yasamdan alinmiş. ( Nesnel )
Not 2 : Bir şeyin olduğu gibi anlatılması, o şey üzerinde yorum yapılmaması değerlendirme değildir.
Örnek : Uzun boyluydu.(Yorum yok-değerlendirme yok.)
4. NEDEN ( SEBEP ) - SONUÇ : Bir eylemin hangi gerekçeyle veya hangi nedenden dolayı yapılmasıdır. Bunu bulmak için yükleme "niçin" sorusu sorulur.
Örnek : Konuştuğu için sınıftan atıldı.
5. KOŞULA BAĞLILIK : Bir eylemin veya bir duru-mun gerçekleşebilmesi için önceden olması gereken bas-ka bir durumun varlığına "koşula bağlılık" denir.
Örnek : Kitabi vermek üzere aldı.
6. MECAZLI ANLATIM : Mecaz anlamlı kelimelerin kullanıldığı cümlelerle yapılan anlatımdır.
Örnek : Karsı dağlar asırlardır uyuyor.
7. KARŞILAŞTIRMA : Bir düşünceyi ye da kavramı daha anlaşılır hâle getirmek için onu, başka bir düşünce veya kavramla herhangi bir yönden, benzer ye da farklı yönden kıyaslamadır.
Örnek : Hakan, Murat kadar çalışkandır.

8. DOLAYLI - DÜZ ANLATIM : Cümle içinde bas- kasına ait bir sözü, cümleyi söyleyenin, kendi söyleyişine göre değiştirerek aktarmasıdır.

Örnek : Kardeşim bana "Kitap okuyacağım." dedi. ( Söz değiştirilmediği için düz bir anlatımdır. )

Kardeşim bana ders çalışacağını söyledi. ( Söz de- gistirildigi için dolaylı anlatımdır. )

9. TANIMLAMA : Bir şeyin ne olduğunu anlatan ve "Bu nedir?" sorusuna cevap verebilen cümlelerdir.

Örnek : İsimleri etkileyen sözcüklere sıfat denir.

10. ÜSLÛP : Bir sanatçıya özgü duyuş, görüş, anlayış, anlatış özelliğiyle, teknik, renk, güçlendirme ve söyleyiş tarzıdır.

Örnek : Sanatçı, hikâyesinde deyimleri çok kullanmış.

11. ÖNYARGI : Bir olay veya kişiyle ilgili değişik seç- baplardan dolayı önceden edinilen olumlu veya olumsuz yargılardır.

Örnek : Bu kitap çıktığında çok tutulacak.

12. İHTİMAL ( OLASILIK ) : Bir olayın veya herhangi bir şeyin görünüşe göre olacağını sanma.

Örnek : Bugün yağmur yağabilir.

13. VARSAYIM : Bir durumun sonucunun ne olduğunu bilmeden onu kendimize göre bir sonuca bağlamaktır.

Örnek : Diyelim ki bu olay gerçek değil.

14. ÖNERİ : Bir konuda eksik görülen herhangi bir şeyin nasıl giderilebileceğine dair teklif getirmektir.

Örnek : Sabahleyin ders çalışırsa daha iyi olur.

15. ELEŞTİRİ : Bir insani, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek için incelemektir.

Örnek : Yazar, tek boyutlu kişiler oluşturmuş.

16. CÜMLE OLUSTURMA : Bunda dikkat edilecek husus "yüklem" dır. Kurallı cümlelerde yüklem sonda olacağından yüklem olabilecek ifadeyi veya kelimeyi numaralı ifadelerden seçip diğerlerini de anlamlı ve mantıklı bir sıralamaya sokabiliriz.
17. VECİZE : Bir duyguyu, bir düşünceyi kısa ve öz bir şekilde anlatan, kim tarafından söylendiği bilinen güzel sözlerdir.

Örnek : Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Kanûnî Sultan Süleyman

18. ATASÖZLERİ : Kim tarafından söylendiği bilinme-yen, az kelimeyle anlatılmış ve halka mâl olmuş kısa, sade, özlü sözlerdir. Örnek : Su testisi su yolunda kırılır.

 

Sözcükte Anlam

Devamını oku...

ATA SÖZÜ – DEYİM - VECİZE – ARGO

ATA SÖZÜ – DEYİM - VECİZE – ARGO

atasözleri

Geçmişten günümüze halk arasında söyleyeni belli olmadan yayılıp nesilden nesle taşınan öğüt verici kısa ama anlamları geniş cümlelerdir.

 

[Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.

[Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.

[Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler

[Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler

[Çoğu mecazlıdır.

[Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir.

[Genel bir yargı bildirir.

[Öğüt verme amacı taşır.


Abanin kadri yağmurda bilinir.  ·

Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz.  ·

Aç ne yemez, tok ne demez.  ·

Adama dayanma ölür; duvara dayanma yıkılır.  ·

Adamın eti yenmez, derisi giyilmez; tatlı dilinden başka nesi var.  ·

Akıl insanin külahında bir çividir. Ara sıra yumruk yemeden kafanın içine girmez.  ·

Avcı ne kadar al (hile) bilse, ayı o kadar yol bilir.  ·

Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz.  ·

Can çıkmayınca huy çıkmaz.  ·

Gençlikte para kazan, kocalıkta kur kazan.  · Isıracak köpek havlamaz. 

İki cambaz bir ipte oynamaz.  ·

Köpek artığı ile aslan beslenmez  ·

Sanat, altın bileziktir.  ·

Şaşkın misafir ev sahibini ağırlar.  ·

Yılan kendi eğrisini bilmez. Deveye “ boynun eğri”, der.

At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.

Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.

Böyle gelmiş, böyle gider

Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.

Damlaya göl olur.

Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.

Eden bulur.

Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.

Göz görmeyince gönül katlanır.

Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.

Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.

Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.

Üzerine laf düşmedikçe konuşma.

Vakitsiz açılan gül çabuk solar.

DEYİM

 

Deyim: En az iki kelimeden meydana gelen genelde bu iki kelimeden birinin yada ikisinin mecaz anlamlı olduğu, kavramları karşılayan kelime guruplarıdır.

Deyimlerin özellikleri:

 

a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.

 Örnek: "yüzün ak olsun" yerine "yüzün beyaz olsun" denilemez,

"ocağına incir ağacı dikmek" yerine "ocağına çam ağacı dikmek" denilemez,

"ayıkla pirincin taşını" yerine "ayıkla bulgurun taşını" denilemez,

"dilinin altındaki baklayı çıkar" yerine "dilinin altındaki şekeri çıkar" denilemez,

"tüyleri diken diken ol-" yerine "kılları diken diken ol-" denemez.

Ama istisnalar yok değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.

 Araya başka kelimeler girebilir:

“Başını derde sokmak” Başını son günlerde hep derde soktu.

 

b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar:

“Çam sakızı çoban armağanı”, “dili çözül-”, “dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”

 

c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.

 

1. Ya kelime öbeği ya mastar (fiil) şeklinde olurlar:

ağzı açık,                               kulağı delik,                   

eli uzun,                                kaşla göz arasında,

bulanık suda balık avla-,         dikiş tutturama-,  

can kulağı ile dinle-,               köprüleri at-,       

pire için yorgan yak-,             pişmiş aşa su kat-,

kafayı ye-,                             aklı alma-,

akıntıya kürek çek-,               ağzı kulaklarına var-,

bel bağla-,                             çenesi düş-,

göze gir-,                              dara düş-,

 

2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.

 Yorgan gitti, kavga bitti.

Dostlar alışverişte görsün,

Çoğu gitti azı kaldı,

Allah bana ben de sana,

Atı alan Üsküdar'ı geçti,

Tut kelin perçeminden,

Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,

Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.

Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,

Ne şiş yansın ne kebap,

d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. ( herhangi bir kavramı karşılarlar. Ör: Küplere bin- > Çok kızmak)  Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: "İşleyen demir ışıldar" atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.

 

e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır.

 Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?

 Bazı deyimler ise gerçek anlamlarından çıkmamışlardır:

Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..

 f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:

Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)

Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)

Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)

O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)

g) Kafiyeli deyimler de vardır:

Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı

h) Anonimdirler. ( kimin söylediği belirli değildir.) kalıplaşmış ve nesilden nesle aktarılarak sözlü yollarla günümüze ulaşmışlardır.

 

Abur cubur: Vücuda yararlı olup olmadığı düşünülmeden rast gele yenilen öteberi.

Açık alın (alnı açık): utanılacak bir durumu olmayan dürüst insan.

Allak bullak olmak: karma karışık olmak.

Alnının damarı çatlamak: çok uğraşmak.

Arının dikenini görüp baldan el çekmek: bir işin sıkıntısını görüp sağlayacağı yarardan vazgeçmek.

Bağrı yanık: acı ve sıkıntı çekmiş.

Başına çorap örmek: kötülük yapmak için gizli planlar hazırlamak.

Bıçak kemiğe dayanmak: zahmetlerden artık dayanamayacak hale gelmek.

Burnu büyümek: büyüklenmek kibirlenmek.

Burnunun dikine gitmek: kimseyi dinlemeden kendi bildiğini yapmak.

Canı tez: sabırsız.

Çat kapı: beklenmeden aniden.

Çoğu gitti azı kaldı: yapılacak işin önemli bir bölümünün bitmesi.

Çukurunu kazmak: birini dara düşürmek için plan yapmak.

Can pazarı: herkesin kendisini ölüm tehlikesinden uzaklaştırmak için çalıştığı ortam.

Dağdan gelip bağdakini kovmak: dışarıdan gelip yerine konmak , bir iş için hiç uğraşmadığı halde pay almaya çalışmak.

Dağları devirmek: yapılmayacak gibi görünen işleri yerine getirmek.

Dal budak salmak: soy yada dostluk yönünden sayısı artmak.

Dilinde tüy bitmek: tekrar tekrar söylemek.

Dirsek çürütmek: okumak için yıllarca çalışmak.

Ekmeğine yağ sürmek: bir kişinin işine istemeden yarar sağlayacak davranışta bulunmak.

Ekmeğini taştan çıkarmak: en güç işleri yapıp geçimini sağlamak.

Ele avuca sığmamak: taşkın, kural tanımayan davranışlarda bulunmak.

Eli sıkı: kolay para harcamayan , cimri.

Etekleri tutuşmak: telaşlanmak.

 

ÖZDEYİŞ ( VECİZE – ÖZLÜ SÖZ )

 

Söyleyeni belli özlü sözlerdir. Birkaç kelime ile derin anlam ifade edebilen cümlelerdir.

Kulaktan kulağa ya da yazılı olarak aktarılan kültüre yerleşmiş sözlerdir.

‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’

                         M.Kemal Atatürk

‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’

                                                             Hz.Ali

‘Dünya’yı isteyen bilime sarılsın,Ahiret’i isteyen bilime sarılsın;hem Dünya’yı ,hem Ahiret’i isteyen yine bilime sarılsın.’

                                 Hz.Muhammed.

‘Aklı olanın aslında hiç kimseye özenmemesi gerekir.’

                                                                     Goethe

 

ARGO

 Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan küfür olmayan ağır sözcüklerden oluşan dile argo denir.

- Argo, dil içinde bir dil gibidir.

- Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.

- Argonun varlık sebebi kolay ve çekici anlatımı yakalama isteğidir.

- Şekil ev anlamda ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır.

- Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.

- Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir.  “Canına yandığımın dünyası” gibi.

 

abdestini vermek: azarlamak

aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmemek

röntgenci: kadınları gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek

piliç gibi: güzel ve sevimli kız

mektep çocuğu: acemi, toy

zokayı yutmak: aldatılıp zarara sokulmak

yutmak: iyice eksiksiz olarak öğrenmek

arakçı: hırsız

bal kabağı: aptal, beyinsiz

torpil, moruk, çakmak (sınıfta kalmak), asılmak...