Türkçe

Mesaj
  • PLG_KUNENADISCUSS_DEPENDENCY_FAIL

Paragrafta Anlam

Düşünceyi Geliştirme Yolları

DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI:
- Konunu işlenişinde amaca ulaşmayı, kavramayı kolaylaştırır.
- Hangi anlatım biçimi  seçilirse seçilsin bu yollardan biri ya da birkaçına başvurulur.


1. TANIMLAMA:
- Herhangi bir varlığın, bir nesnenin ya da bir kavramın kendine özgü niteliklerini söyleyerek onu tanıtmaktır.
- Tanımlama yöntemine kısaca “… Nedir? “ sorusunun yanıtıdır da diyebiliriz.

 

Örnek: Dostluk; kötülüklerden, saldırılardan, horlanmalardan sizi esirgeyenlerin yürek gücüdür. Dost güzeldir, iyidir, esirgeyendir, koruyandır. Dost, gönül kapılarını ardına kadar size açan, bir ölçüde hoş gören bağışlayandır; gerektiğinde de kötü yanlarınızı, eylemlerinizi, eleştirmesi gereken ama onurunuza hep saygılı kalandır.


2. KARŞILAŞTIRMA:
- Bir kıyaslama söz konusudur.
- Kavramlar, kişiler, olaylar ve durumlar arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya konulur.
- Herkesçe bilinen bir gerçeğin bu bilinen yönlerinden hareket ederek düşüncesinin sonunla benzeşen ya da benzeşmeyen yönlerini sergiler.

 

Örnek: Sanatta biçim, sadece istif bir yerleştirmedir. Daha sağlam ve kapsamlı bir deyişle “kurgu”dur. Sanatta öz ve içerik ise sanatçının konuyu algılayışı ve konusuna kattığı bütünün parçasıdır. Sanatçı sonra yeteneği, zekâsı, bilgisi, kültür birikimi, dünya görüşü ile bunları kurgulayıp biçimlendirerek sanat yapıtını oluşturur.


Sonuç: Bu paragrafta sanatta biçim ile içerik karşılaştırılmıştır.


3. BENZETME:
- Aralarında benzerlik bulunan iki şeyden zayıf olanın güçlü olana yakıştırılması yöntemidir.

 

Örnek: Maydanoz bir kere ekildi mi bir yere kökünü kurutamazsınız. Ben istemiyorum, artık sökmek istiyorum dersiniz ve sökersiniz. Toprakta kalan kılcal maydanoz kökleri bir müddet sonra tekrar yeşillenir, maydanoz olur. Çok arsız bir bitkidir. Kanser de öyledir, bir yere girdi mi bir daha onu kurutamazsınız.


Sonuç: Bu paragrafta maydanozun yayılışı kansere benzetilmiştir.

4. ÖRNEKLEME:

- Soyut bir düşünceyi somut ve anlaşılır kılmak için bu yola başvurulur.
- Daha çok açıklayıcı ve tartışmacı anlatım biçimlerinde kullanılır.

Örnek: Bence ölümsüzlüğün sırrı, başkaları için iyi işler yapmadadır. Atatürk’ü düşünelim. Ölümünün üzerinden yıllar geçtiği halde, yaptıkları ve başardıklarıyla dimdik ayakta duruyor. Sade bizim ülkemizde mi? Hayır, bağımsızlık savaşlarında yol gösterdiği nice mazlum ülkede aynı şekilde yaşıyor.

 

Sonuç: Bu paragrafta ölümsüzlüğün sırrına Atatürk örnek gösterilmiştir.


5. TANIK GÖSTERME:

- Anlatılmak istenen bir düşünceyi daha inandırıcı kılmak, daha iyi açıklamak için ünlü kişilerin sözlerinden yararlanarak düşünceler geliştirilebilir.

Örnek: Sanat, insanın doğada bulduklarıyla yetinmemesi, dünyayı istediği biçimde yeniden yaratmaya kalkışmasıdır, denebilir. Bunun içindir ki Bacon: “ Sanat, doğaya katılmış insandır.” der. Bununla hem sanatın doğadan ayrı bir şey hem de insanın kendi beğenilerinin, tutkularının, duygu ve düşüncelerinin, kısaca kendi kişiliğinin doğaya yansıması olduğunu anlatmak ister.

 

Sonuç: Bu paragrafta Bacon’ın adı ve sözü verilerek tanık göstermeden yararlanılmıştır.


6. SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA:
- Teknik ve istatistiğe dayalı bilgilerin anlatımında kullanılır.


- Daha çok açıklayıcı ve tartışmacı anlatımlarda kullanılır.

 

Örnek: Günümüzde sanat dergileri beş yüz ile iki bin beş yüz arasında satılıyor. En fazla üç bin satan dergi var. Kim bu üç bin kişi? Sanatçılar, sanata değer veren aydınlar ya da yazarlığa özenen kişiler. Halk, altı yedi kitabı olan yazarların çoğunun adını bile bilmiyor.

Fabl (fable)

 

Fabl (fable):
Düzyazı ya da şiir biçiminde, ders vermek amacıyla kaleme alınmış kısa anlatı. Kişiler genellikle insane olmayan yaratıklar ya da cansız nesnelerdir. Yazınsal fablın belirleyici özelliği, insanların hayvanlar yoluyla anlatılmasıdır; bu özelliğiyle yazınsal fabl, ilkel hayvanların günümüzde de yaratmaya devam ettikleri fabllardan ayrılır. Bu tür, büyük olasılıkla Yunanistan’da doğdu; ilk fabl derlemesi Ezop’a atfedilmiştir. (İ.Ö. VI. yy.) Hint fabllarının ünlü bir derlemesi İ.S. 300 yılında, büyük olasılıkla Sanskritçe yazılmış Bidpai’dir. Bu türde dünyanın en büyük ustası olarak tanınan La Fontaine, öykülerinin çoğunu Ezop’tan ve Phaedrus’tan alıp kendi şiir diline çevirmiştir.
Fabl, kahramanları genellikle hayvanlar olan, içinde hep bir ders bulunan masallardır. Bu masalların çoğunun sonunda ya da içinde okura bir özlü sözle verilen ders bulunur: "İşte bu da ona bir ders olmuş, bir daha kimseyi kandırmamış," ya da, "Uşaklar ilk efendilerinin değerini sonrakilerin eline düştükten sonra anlamışlar," gibi...
Fabl masalları, kulaktan kulağa yayılarak sözlü anlatım döneminin edebiyat ürünleri olarak insanlık tarihinde yerini almış ve basit, kolay, ahlak ilkelerini öğretme işlevini yüklenmişlerdir. Hatta ünlü bir Latin şairi Pehedre (Fedr) fabl için, "Bu masallar insanların kusurlarını düzeltmek için anlatılmalı ve yazılmalıdır," demiştir.
***
Fabl’ların ilk kez Hindistan’dan çıktığı ve ilk fabl masallarının da "Pançatandra Masalları" olduğu söylenir. Bu kitabın önsözüne bakıldığında, kitabın yazarının, "Mehapur" hükümdarının, üç tembel çocuğunu eğitmek için tuttuğu "Vişnu- Sarma" adlı bir öğretmen olduğu belirtilir.
***
Ayrıca Hindistan’da Beydaba, Batı’da Ezop ve Lafonten ünlü fabl ustalarıdır. Bu masalların hepsi genellikle yetişkinler için yazılmış, daha sonra da çocukların dünyasında kendilerine geniş bir yer edinmişlerdir. Şiir ve düzyazı biçiminde yazılmış olmaları ve çocukların kolayca ezberlemeleri de onları hep diri tutmuştur.
***
‘Lafonten 'den Bir Örnek

Orman Mahkemesinde’ ***

Krilov’un masalları ülkemizde "Keçi Bir Gün..." adıyla Tarık Dursun K. tarafından derlenmiş ve yeniden yazılmıştır. Bu kitapta masalların sonunda yine dersler verilir, ama bazı masallarda Krilov dersleri kendince yorumlayarak farklı eleştiriler ortaya koyar. Benim çok sevdiğim; "De Gidi Eşek De!.." masalında olduğu gibi...
***
EŞEK, bülbülün yoluna çıkmış, durdurmuş.
- Yahu, kardeş, demiş. Nereye gitsem, hep sen! Herkes bülbül diyor da başka bir şey demiyor. Yok, en güzel öten senmişsin, yok güle şu dünyada âşık olan tek senmişsin... Hele o güle olan aşkın, hele o!.. Öylesine bir aşk ki bu, diyorlar. Ne Mecnun’da vardır, ne Ferhat’ta, Kerem’de... Doğru mu?
Bülbül boynunu bükmüş, derin bir iç çekmiş.
- Doğru kardeş, demiş. Doğru!
Eşeği bu kez daha büyük bir şaşkınlık almış mı sana. Kulaklarını eğip, dudaklarını sarkıtmış:
- Valla’i çok şaştım birader, demiş. Neden dersen, geçende senin o güllerden birini yedim, hiçbir şeye benzetemedim. Çünkü ne tadı vardı, ne tuzu...
Ah, insanlar arasında,bülbülü tanımadıkları yetmiyormuş gibi, bir de güle olan tutkusunu bilmeyen nice nice eşekler yok mudur?

FABL

Bir tür küçük öyküdür. Olaya dayalı bir anlatımı vardır. Hayattan alınan küçücük kesitler, hayvanlar ya da bitkiler arasında geçmiş gibi anlatılır. Bugün daha çok çocuk edebiyatında yer alan fabllerin, toplumu eğitici; örneklendirme ile kötü davranışlardan caydırıcı özelliği ile eskiden büyükleri eğitmede de anlatıldığı sanılmaktadır.
Fabllerde soyut konular, olay plânıyla hem somutlaştırılarak hem de hareket kazandırılarak işlenir. Olaylar bizi güldürürken eğitir. İnsanlar arasında geçen iyi-kötü, cesur-korkak, dürüst-ikiyüzlü, gözü tok-aç gözlü… vb. çatışmalar; bu niteliklerin yakıştırıldığı hayvan kahramanlar arasında geçmiş gibi gösterilir. Fablin de dört ögesi vardır; kişiler, olay, zaman, yer.

1. Kişiler
Fablin konusu olan olay, kişileştirilmiş en az iki hayvanın başından geçer. Bunlardan biri iyi ahlâklı bir tipi, diğeri kötü ahlâklı bir tipi canlandırır. Fablde ikinci derecede kişiler çok azdır, bazen yoktur. Kişi betimlemesi yoktur. Kahramanlar arasında tilki varsa biz onu kurnaz insan yerine koyarız; arslan varsa cesaretine güvenen biri yerine koyarız. Kısa olay bile bütün yönleriyle değil, yalnızca fable konu olan yönüyle tanımlanır. Derinlemesine duygu çözüm lemelerine yer verilmez. Fabllerde bir de anlatıcı kişi vardır. Bu kişinin de betimlemesi yapılmaz, cinsiyeti verilmez. Anlatıcı kahramanları izler, dersini alır. Böylece dinleyen ile aynı görüşü paylaşır.

2. Olay
Fablin konusu insan başına gelebilecek her hangi bir olaydır. Olay, kahramanın eyleme dönüşmüş beğenme, istek, özlem, öfke, korku… gibi tutkuya dönüşmüş duygularından doğar. Fablin gövdesini bir olay oluşturur, asılönemli olan fablin anlatılış nedenidir. Buna “ders” denir. Fabl plânı dört bölümdür: Serim, düğüm, çözüm, öğüt.

a. Serim: Olayın türüne, çıkarılacak derse göre kişileştirilmiş hayvanlar veçevre tanıtımının yapıldığı bölümdür.
b. Düğüm: Olay o çevrede verilmek istenen derse göre gelişir. Kısa ve sıkkonuşmalar vardır. Hemen birkaç konuşma ile olay düğümlenir
c. Çözüm: Olay beklenmedik bir sonuçla biter. Fablin en kısa bölümüdür.
d. Öğüt: Ana fikir bu bölümde öğüt niteliğinde verilir. Bu bölüm kimi zaman başta, kimi zaman sondadır. Kimi zaman da sonuç okuyucuya bırakılır.

3. Yer
Tasvir yapılmaz fakat çevre çok iyi verilmelidir: Orman, göl kenarı,yol… gibi. Olayın geçtiği yer olayla birlikte değişebilir.

4. Zaman
Her olay gibi fabldeki olay da bir zaman diliminde geçer. Kronolojik zaman kullanılır.


Fabl Örnekleri

ARSLANLA FARE
Herkese saygı göstermeli elden geldikçe.
Umulmadık kimselerden fayda görür insan.
İşte bu, gerçeği anlatan bir hikaye,
Daha nice bin hikaye arasından.
Pençesi dibinde bir arslanın,
Dalgınlıkla bir fare çıkıverdi.
Bu fırsatı kullanmadı sultanı ormanın,
Fareye dokunmayıp bir büyüklük gösterdi.
Bu iyiliği boşa gitti sanmayın;
Kimin aklına gelir ki bir an,
Fareye işi düşer arslanın?
Ama o da bir gün dışarı çıktı ormandan;
Gitti tutuldu bir ağa.
Ne çırpınma, ne kükreme … Kâr etmez tuzağa.
Bay fare koştu; dişiyle arslanın ağını,
Öyle bir kemirdi ki ağ söküldü nihayet.
Sabırla zamanın yaptığını;
Ne kuvvet yapabilir, ne şiddet.
“İyilik eden iyilik bulur.”
“Hizmet et benim için, hizmet edeyim senin için.”
“İyilik iki baştan olur.”


ŞAHİN İLE HOROZ
Şahin, tatlı bir daire çizerek süzüldü, yüzyıllık çınar ağacının dalına kondu. Gerçi kendisini hafif hafif esen rüzgarın kollarına bırakmıştı ama; yine de yorulmuştu inerken. Bir süre konduğu dalda soluklandı, üzerindeki tozları silkeledi ve "Biraz kestireyim." diyerek iyice yayıldı.
Tam bu sırada bir ses duydu. Horozun biri bağırtıyla kaçıyordu. Çınarın altına geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Dönüp arkasına baktı, kimsenin gelmediğini görünce rahatladı.
Horozun kaçışını izlemiş olan şahin:
- Hah hah hah hah, diye gülmüştü.
Horoz, "O da kim?" diye çevresine bakınırken, şahin yukarıdan seslendi:
- Benim, dostum, ben, şahin, başını yukarı kaldır.
Horoz, sesin geldiği yöne kaldırdı başını, şahini gördü.
Şahin hâlâ gülüyordu:
- Ne oldu, kimden kaçıyordun öyle?
- Tabii gülersin, dedi horoz, sana göre bir şey yok.
- Kim kovalıyordu seni?
Horoz:
- Sahibim, dedi, kim olacak, ilerideki çiftlikte yaşıyorum.
- Size şaşıyorum, dedi şahin, sahipleriniz, henüz yumurtadan yeni çıkmış bir yavruyken özenle besleyip büyütüyorlar, sizler için güzel evcikler yapıyorlar, kümeslerde bir eliniz darıda bir eliniz arpada yaşayıp gidiyorsunuz, yine de size yaranamıyorlar… Yahu, kendisine bu kadar yararı dokunan insanlardan kaçılır mı?
Horoz, şahinin küçümseyici sözlerini dinledikten sonra:
- Sen, dedi, bir şahini tavada kızarırken veya şişe geçmiş közde pişerken gördün mü hiç?
- Yook, dedi şahin laubali bir tutumla, ne olacak?
- Ben, dedi horoz; çok horozlar, tavuklar gördüm sahibim pişirirken, ona nasıl güvenebilirim?


TAVŞAN İLE KAMLUMBAĞA
Tavşan ikide bir böbürleniyor:
-Kimse benden hızlı koşamaz, diyormuş. Sonunda kaplumbağa dayanamamış:
-İstersen yarışalım, demiş.
Koşuya başlamışlar. Tavşan epeyce yol aldıktan sonra, "Hıh, o sırtı kabuklu hayvancık sürüne sürüne kim bilir ne zaman sonra bana yetişir?" diye düşünmüş.
-Şu ağacın altına biraz uzanıp dinleneyim, demiş. Uyuyakalmış.
Kaplumbağa ağır yürüyüşü ile yürümüş yürümüş, hiç dinlenmeden yol almış.
Tavşan bir ara gözünü açmış. Bir de ne görse beğenirsiniz, kaplumbağa neredeyse yarışı bitirmek üzereymiş. Hemen fırlamış, rüzgar gibi koşmaya başlamış. Ama ne çare, kaplumbağaya yetişememiş.
Böylece tavşan yarışı kaybetmiş. Aldırış etmemenin cezasını çekmiş. Kaplumbağa ise düzgün adımlarla, durmadan yürüdüğü için yarışı kazanmış.


ZALİM ASLAN
Vaktiyle ormanın birinde, canavar mı canavar bir aslan varmış. Çok kan döker, canını yakmadık tek bir hayvan bile bırakmazmış. O yaşadığı sürece, hiçbir hayvan rahat yüzü görmemiş. Bütün hayvanlar ondan nefret eder, ölümünü beklermiş.
Bu zalim aslan sonunda yaşlanmış. Gücü kuvveti kalmamış. Ağzındaki dişler de dökülünce herkesin maskarası olmuş. Hiçbir hayvan ona yardım etmiyor ve onunla konuşmuyormuş. Hayvanlar bir gün oturup karar almışlar; "Gelin hep beraber, bize bunca kötülük eden bu zalim aslanı iyice bir dövelim. Yaptıklarının cezasını, az da olsa görmüş olsun böylece."
Sonunda bütün hayvanlar aslana saldırmış. İyice bir dövmüşler onu. Birisi boynuz vuruyor, diğeri çifte atıyor, bir başkası ısırıyormuş. Böylece; yaman bir öc almışlar aslandan.


KEÇİ CAN PAZARINDA
Keçiciğin aklı bir karış havada ya, sürüsünü bir yana bırakmış, bir başına otlaya otlaya çekipgitmiş. Hain koca kurt, kaçırır mı; hemen görmüş keçiciği:
“Heh, işte ağzıma lâyık bir lokma. Yaşasın!” demiş.
Keçicik, bakmış can pazarı. Hiç kurtuluş murtuluş yok:
“Eh, n’apalım, demek kaderimizde sana yem olmak varmış kurt .” demiş. “Madem ölüm ka-
pıya geldi, bari bana biraz kaval çal ki, neşeleneyim, kendimi unutup öyle öleyim..”Kurt, “Son isteği zavallının… “demiş, bulmuşbir kaval, füyt füüyt çalmaya başlamış. Kurtçalmış, keçicik, oynamış. Derken ötelerden kaval sesini alan köpekler koşturmuşlar; gelmişler, kurdu önlerine düşürüp bir güzel kovalamışlar. Kaçmadan önce, kurt, durumu anlayıpoyuna geldiğini sezinlemiş:
“Suç sende değil bende. Neme gerekti benim kaval çalmak, neme gerekti bana köçekli kur-
ban!” demiş.
Zamansız bir işe kalkışmanın sonu budur. Ölçmeli, biçmeli adımınıona göre atmalı. Tersi oldu mu, işte böyle Dİmyat’a pirince giderken evdeki bulgurundan olur.
 

PARAGRAF


PARAGRAF NEDİR?

Paragraf, herhangi bir yazının bir satır başından bir satır başına kadar olan bölümüne denir.

Daha geniş bir ifadeyle bir duygu, düşünce, istek, durum, öneriyi, olayın bir yönünü yalnızca bir yönünü ele alarak anlatım teknikleri ve anlatımı güçlendirme yollarına başvurularak anlatan yazı türüdür.

Harfler kelimeleri kelimeler cümleleri cümleler paragrafları paragraflar da yazıları oluşturur. Denile bilinir ki paragraf bir yazının minyatür halidir ve har yönüyle bir yazıya benzer bu nedenle de paragraflarda giriş, gelişme, sonuç şeklinde bir anlatım sırası izlenmektedir. Bir paragrafı oluşturan cümleler hem bir birleriyle hem de paragrafın ana düşüncesiyle bağlantılı olmalıdırlar.

ÖRNEK:

Okulumda her gün, sağlam iki cümle kuramayan, duygularını söze dökemeyen, düşüncelerini anlatamayan yüzlerde gençle karşılaşıyorum. Bence ana dilini öğrenmeyi okul sıralarında beklemek yanlış bir tutumdur. Çünkü sorun öğrenim sorunu değil, anlatım olanağı bulma sorunudur. Konuştukça daha iyi konuşabildiğimizi, yazdıkça daha iyi yazabildiğimizi hepimiz bilmez miyiz?

Paragraf üç ana başlık altında incelenir.

A)  Paragrafın anlam yönü.

B)   Paragrafın yapı yönü

C)   Paragrafın anlatım yönü.

 

A) PARAGRAFIN ANLAM YÖNÜ.

 

Bu bölümde özellikle konu, ana düşünce, başlık, parçadan çıkarılıp çıkarılamayacaklar, duyu ile ilgili ayrıntılar ve duygular yer almaktadır.

 

KONU:

Konu bir paragrafta ele alınan düşünce, olay ya da durumdur. Paragraftaki düşünceler konu üzerinde dolaşup durur

 

Örnek:

Kitle iletişim araçları, kitleleri bilinçlendirmek ya da onları, hızla değişen dünyanın temposundan kaynaklanan rahatsızlıklardan kurtarmak için, hoşça vakit geçirtmekten, sistematiği belirlenmemiş akımların içine sürüklenmeye kadar bir çok amaca hizmet etmeye başladı.

Konusu: Kitle iletişim araçlarının bir çok alanda kullanıldığı anlatılmaktadır.

Her insanın bir olaya bir duruma ya da düşünceye bakış açısı çok farklıdır. Bir kaza olduğunu düşünelim bu kazayı görenlerin bir kısmı şoförü bir kısmı araba firmasını bazıları arabanın çarptığı kişiyi suçlayabilir. Bu bize göstermektedir ki bir olay farklı yönlerden ele alınıp farklı sonuçlar çıkarılabilir. Çok geniş kapsamlı konular bir noktadan ele alındığında sınırlandırılmış olurlar bu nedenle de konuların sınırlandırılması önemlidir. Örneğin Türkiye’nin geri kalmışlığının sebebi nedir? dediğimizde bir çok sebep gösterebiliriz ; fakat böyle bir konuyu eğitim eksikliği nedeniyle böyledir diyerek sınırlandırabiliriz.

Örnek:

 

Ben nice güzel öyküyü uzunlukları nedeniyle bölüm bölüm okumak zorunda kalmışımdır. Bu yüzden ilk okuyuşta tadına varamadan geçiştirmiş, ancak ikinci okuyuşta onları kavrayabilmişimdir. Öykü öyle bir türdür ki onu roman gibi bırakıp okuyamazsınız. Bir müzik parçasını yarıda kestiğinizde ya da bölük pölçük dinlediğinizde nasıl tadı, bütünlüğü bozulursa öyküde öyledir. Bu yüzdende öyküde uzunluğa ve gerilime çop önem veririm.

 

Bir yazarın sıkıntılarını ne bilir okuyucu! Siz yıllarca romanın sıkıntısını çekmişsinizdir , o ise bu çileyi bilmez. Okuduklarına hoşlandım ya da hoşlanmadım ölçüsü ile bakar. Hatta bu ölçünün neye dayandığını, nereden kaynaklandığını bile bilmez. O ancak, bir romanda yüreğindeki duyguyu, kafasındaki düşü, kısaca iç dünyasını bulmak ister.

 

Bu iki paragrafta dikkat edersek birincisi okuyucunun düşünce ve duygularını, ikinci paragraf ise yazarın duygu ve düşüncelerini anlatmaktadır. İki gurubun esere bakış açısı bir birinden çok farklıdır.

 

ANA DÜŞÜNCE:

( Temel düşünce, vurgulanmak istenen düşünce, paragraftan çıkarılacak en kapsamlı yargı, asıl söylenmek istenen, parçada söylenmek isteneni en iyi özetleyen cümle, asıl anlatılmak isteneni içeren yargı. )

Her paragrafın bir yazılış amacı vardır. Yazar bir olay durum yada hikaye anlatsa da bunları anlatışının bir nedeni vardır. O nedenler ise yazarların okuyucuya iletmeye çalıştığı mesajlardır.

Yazarın insanları üzerinde düşünmeye sevk etmeye çalıştığı veya insanlara anlatmaya çalıştığı bu mesaja parçalarda ana düşünce denir. Ana düşünce bir paragrafın özüdür. Ana düşünceyi bir duvar olarak düşüne biliriz tuğlalar ise bu ana düşünceyi destekleyen onu oluşturan yapılardır. Yardımcı düşünceler hiçbir zaman tek başına ana düşünceyi yansıtamaz.

Bir parçada ana düşünce bazen giriş, bazen gelişme  bazen de sonuç bölümünde bir cümle halinde bulunabilir. Parçanın bütünü düşünüldüğünde ortaya çıkacak olan bir düşüncenin ifadesidir.

( şiirde ana düşünceye ana tema denir.)

Özellikleri:

1-    Kesin bir yargı cümlesidir.

2-   Genel bir düşünüşün ifadesidir.

3-   Paragraftaki en genel kapsamlı düşüncedir.

4-   Paragrafla ilgili diğer bütün düşünceleri içine alır.

5-   Bir paragrafta anlatılanları bir tek cümlede söylersek bu o paragrafın ana düşüncesi olur.

 

Ana düşünceyle ilgili sorular çözülürken şunlara dikkat etmeliyiz.

1- Ana fikir paragrafın tamamını içerir.

2- Bazı paragraflarda ana düşünce ilk cümlede veya son cümlede verilir fakat ilk ve son cümlede verilmeyen ana düşünceleri parçanın tamamını göz önünde bulundurarak bulmalıyız.

3- Ana fikrin sorulduğu soruları diğer paragraf sorularına göre biraz daha yavaş ve dikkat ederek okumalıyız.

4- Ana düşüncede kendi düşüncelerimizi değil, parçada verilmek istenen düşünceleri dikkate almalıyız.

5- Ana fikir bulunurken yazar bu yazıyı niye yazmış, yazarın vermek istediği mesaj nedir sorularını kendimize sorabiliriz.

 

Örnek:

 

Onun yaşama bakışına, yaşamı algılayışına hayranım. Merdivenleri çıkarken otuz yaşının çevikliğini taşıyan bu yetmiş beş yaşındaki kadın, seksen bir yaşındaki eşiyle, saatler süren orman yürüyüşlerine çıkar, şarkı söyler, bahçede top oynar. Geçen yıl eşinin sekseninci doğum günü adeta tantana ile kutlanırken ne dese beğenirsiniz? “ bende doğumumun sekseninci yıl dönümünde aynı şeyleri isterim?

 

 

Yayın evleri, sanat dergileri, tanınmış şairlerin her yazdığı şiiri yayınlamakla şiir sanatımıza iyilik etmiyorlar.ünlü şairlerin yazdığı her şiir güzeldir anlayışı doğru bir anlayış değildir. Okurlar şiir severler böyle şiirlerle aldatılmamalıdır.

 

Yardımcı düşünce: Bir parçada, ana düşünceyi destekleyici, ana düşünceye ulaşmayı sağlayan paragraf bölümleridir. Genelde her bir cümle bir yardımcı düşünceyi meydana getirir. Yardımcı düşünceler ana düşünceyle uyum içerisinde olmalıdır.

( Parçadan çıkarılacak veya çıkarılamayacak düşünceler yardımcı düşüncelerden çıkarılır. )

 

Örnek:

Birini anlamak istiyorsak ilkin ona hoşgörüyle yaklaşmalı, sonra da onun düşüncesine temel olan birikimlere eğilmeliyiz. Bunun için de işin kolayına kaçmamalıyız. Kişiler için böyle olduğu gibi olaylar, durumlar, nesneler için de böle davranmalı, onları evrendeki her şeyi hayranlıkla seyretmesini bilmeliyiz. Değerliyi, yüceyi ayırmanın bir yoludur bu. Sonra Değerli ve yüce şeyler karşısında eğilmenin, insanları birbirine yaklaştırdığını da unutmamalıyız.

 

Ana düşünce: Olayları ve insanları değerlendirirken onların iç dünyasını görmeye çalışmalıyız.

 

Yardımcı düşünceler:

1-    Birini anlamak istiyorsak ilkin ona hoşgörüyle yaklaşmalı, sonra da onun düşüncesine temel olan birikimlere eğilmeliyiz. Bunun için de işin kolayına kaçmamalıyız

2-   Kişiler için böyle olduğu gibi olaylar, durumlar, nesneler için de böle davranmalı, onları evrendeki her şeyi hayranlıkla seyretmesini bilmeliyiz. Değerliyi, yüceyi ayırmanın bir yoludur bu.

3-   Sonra Değerli ve yüce şeyler karşısında eğilmenin, insanları birbirine yaklaştırdığını da unutmamalıyız.

 

Okumanın  kişiye, konuşmada ve yazmada başarılı olamaya hazırlanırken pek çok yararı vardır: bilgi, duygu ve düşünce dünyamız okumakla zenginleşir. Dil ve anlatım gücümüz okumakla güçlenir. Belirli bir beğeniye ulaşmamız, basma kalıplıktan kurtulmamız okumakla mümkündür. İyi bir insan olmak; yöremizi, geçmişimizi, dünyamızı tanımak, anlamak, değerlendirmek okumakla olur.

 

BAŞLIK:

Bir iki en çok üç kelimeden oluşur. İlgi çekici ve çarpıcı olmalıdır okunduğunda insanı düşündürmelidir. Konu hakkında bilgi verir. Ana düşünceyi çağrıştırır. Paragrafın bütünü okunduğunda daha iyi anlaşılır. Başlık bulunduğunda ana düşüncenin ana düşünce bulunduğunda başlığın bulunması daha kolaydır.

 

Örnek:

ŞİİR VE SÖZCÜKLER

Şiire her zaman sözcükten gidildi. Rastgele bir duygu veya düşüncenin anlatımında bile yerini yadırgayan bir sözcüğü karanlık, gelirsiz diye çizer  daha uygun düşenini ararız. Bu böyle olunca yazının en yüce  doruğu olan şiirde sözcüğün kralçiçeği olması gerekir.

 

 

ANA DUYGU:

Bir eserde ağırlıklı olarak dile getirilen işlenen duygudur. Ana duygu bir yada iki kelimelik bir sözdür. Bir yargı bildirmez. Ana duygu bir eserde (şiir) genellikle aşk, özlem, ölüm, doğa sevgisi, yalnızlık, korku, hasret vb duygulardır.

 

 

Örnek:

 

Dün fena sıkıldım akşama kadar;

İki paket cigara bana mısın demedi;

Yazı yazacak oldum, sarmadı;

Keman çaldım ömrümde ilk defa;

Dolaştım;

Tavla oynayanları seyrettim,

Bir şarkıyı başka makamla söyledim;

Sinek tuttum, bir kibrit kutusu;

Allah kahretsin, en sonunda,

Kalktım, buraya geldim.

(Orhan VELİ)

 

Şiirin konusu: canı sıkılan bir insanın davranışları.

Ana duygu: can sıkıntısı.

 

 

DUYU VE DUYGU

 

Duyu: insanın koklama , dokunma, duyma , görme , tatma işine yanı dış dünyayı fiziki olarak algılamamızı sağlayan yapıların işlevine denir.

 

Örnek:

Kokuşmuş bir körfez, körfezin içinde birkaç kayık,  ötüşerek karnını doyurmaya çalışan martılar, denizi, dağları, büyük bir tehlikeye atan insanlar, tüm bunlar beni bir hayli düşündürdü. Ne oluyor bize? Yoksa yarın yolcu muyuz? Buraları başkalarına mı satıyoruz? Diye acı acı düşündüm.

 

Kokuşmuş : koku duyusu

Körfezin içinde birkaç kayık: görme duyusu

Ötüşerek: işitme duyusu.

 

Duygu: fiziki olarak algılanan varlıkların dışında kalan insanların hissettikleri ve hissettikleri şekliyle tanımladıkları içten yelen hislerdir. ( sitem, korku, aşk, sevgi, merak , endişe, hasret, sevgi vb.

 

Doğduğum köyde bir sokak vardı, Adı üstünde: Telgraf Sokağı. Hem güzel, hem şirindi, hem dardı. O kadar kardı ki orda birbirine dokunur komşu evlerin saçağı. Aradım, nerde Telgraf Sokağı?

 

Parçada anlatılan duygu eski yaşanan sokağa hasrettir.

 

 

B) PARAGRAFIN YAPI YÖNÜ

 

 

PARAGRAFIN BÖLÜMLERİ:

 

A)  GİRİŞ:  Giriş bölümleri genellikle tek cümle olur. Giriş bölümünde açıklanacak, anlatılacak, hikaye edilecek, tartışılacak konu verilir. Gelişme bölümleri giriş bölümüne bağlıdır. Giriş bölümleri anlaşılır, sade ve ilgi çekici olmalıdır.

 

Örnek: Yeni öykücüler arasında Türkçe’yi bütün güzelliği ile kullananlar var.

 

 

B)  GELİŞME: Giriş bölümünde verilen konunun her yönüyle ortaya konduğu bölümdür. Gelişme bölümünde düşüncenin açılması ve açıklanması için değişik yollara başvurulur. Gelişme bir paragrafın en uzun bölümüdür.

 

Örnek:

Edebiyatta iş bölümüne inanırım ben. Bir öykücü öykü yazar, roman yazar, deneme yazar. Ama bir edebiyat tarihçisi, bir eleştirici , bir inceleyici değildir. Olmamalıdır da… ne kadar bilgili ustada olsa doğru görmem bunu. Bir şair edebiyat öğretmeni, edebiyat profesörü de olsa ,  başka şairlerin şiirini yansız inceleyemez. Sanatçının iç kişiliği engeldir buna. Denemeler yazarmış, düşüncelerini duyururmuş o başka.

 

 

C)  SONUÇ: Gelişme bölümündeki duygu veya düşüncelerin bir sonuca ( yargıya ) bağlandığı bölümdür. Genellikle tek cümle olur.

 

Örnek:

Tasvir süs olsun diye nasıl romana konulmazsa dekor da sokak fotoğrafçılarının arkalık olarak kullandıkları manzaralı bez bibi süs olsun diye sahneye öylece konulamaz.

C) PARAGRAFIN ANLATIM YÖNÜ

 

1 ANLATIM BİÇİMLERİ:

 

1 AÇIKLAMA: Açık sade bir dil kullanılır. Tanımlama ve örneklendirmeye sıkça başvurulur daha çok düşünce yazılarında kullanılır.

 

 

 

Örnek:

Kimilerine göre, edebiyattaki bilgiler, bilim ortamından edebiyat ortamına bir tür çeviridir. Edebiyat, bilginlerin daha önce araştırıp bulduğunu halka yayan bir araçtan başka bir şey değildir.

 

2 TARTIŞMA.

Samimi konuşurmuş gibi bir dille anlatım yapılır. Soru cevaba sıkça yer verilir. Okuyucunun düşüncelerini değiştirme çabası vardır.

 

Örnek:

Günümüzde yaygın bir yanlış var: bilimin kesin olduğu inancı; çağdaş yaşayış, çağdaş uygarlığın değişmez temeli olan bilimsel kesinlik. Oysa sürekli bir değişikliktir, bilimi var edip ayakta tutan…

 

3 BETİMLEME ( TASVİR )

Varlıklarda görülen iç ve dış özelliklerin açık bir şekilde anlatılışıdır. Gözlemleme çok önemlidir. Kelimelerle resim yapma sanatı da denir.

 

Örnek:

….. Fenerin aydınlattığı alnı ter damlalarıyla kaplıydı. Sazının sapı şaşırtıcı bir süratte aşağı yukarı kayan parmaklarının altında bir canlı gibi titriyordum tellere vuran sağ eli küçük fakat kendinden emin hareketler yapıyordu….

 

4 ÖYKÜLEME ( HİKAYE ETME )

Olaya bağlı olan anlatım biçimidir. Olay kişi yer ve zamana göre anlatılır. Olaylarda belirli bir zaman sıralaması vardır.

 

Örnek:

Okuldan çıkınca caddenin karşı tarafındaki kitapçıya uğradı. Uzun süredir aradığı kitabı bulmak ümidiyle rafları heyecanlı heyecanlı karıştırdı. Bu arada Hülya’nın da kitapçıya gelebileceğini düşünerek biraz daha oyalandı.

 

2 DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

TANIMLAMA; Bir kavramın kendine has özelliklerini anlatmaya yarayan, “ ……… nedir? Sorusuna cevap veren anlatımdır.

 

Örnek:

Sanat, düşünceyi anlamlı kılma çabasıdır.

 

TANIK GÖSTERME; Bir düşünceyi ünlü kişilerin sözlerinden yararlanarak, inandırıcı kılmaya çalışma.

 

Örnek:

Yunus “ Benim işim sevgi için” mısrasını sanki bu gün için söylemiş gibidir.

 

BENZETME; Anlatılan düşünceye güç ve güzellik katmak , bir varlığın veya nesnenin niteliğini artırmak için o niteliği tam olarak taşıyan başka varlıklar kullanma.

 

Örnek:

Salıncak, sonbaharda yere düşerken sallanan bir yaprak gibi sallanıyordu.

 

ÖRNEKLENDİRME; Anlatıma inandırıcılık katmak için düşünceyi örnekler sunarak anlatma.

 

Örnek:

Müzeler medeniyetleri günümüze kadar taşır. Ankara Etnografya müzesi de onlardan biridir.

 

KARŞILAŞTIRMA: Birden fazla varlık yada kavram arasındaki benzerlik ve farklılıklardan yararlanarak düşünceyi geliştirmek.

 

Örnek:

Edebiyatın konusu insan; eleştirinin konusu ise eserdir.

 

NESNEL ANLATIM: Yazar kendi duygularına ve düşüncelerine yer vermez incelenerek doğruluğu kanıtlanabilecek ispatlanabilir yargılardır.

 

Örnek:

İstanbul Türkiye’nin nüfus yoğunluğu en fazla olan şehridir.

 

ÖZNEL ANALTIM: Yazarın kişisel duygu ve düşüncelerini ortaya koyduğu anlatımdır. Yazarın kendi yorumunu içerir.

 

Örnek:

İskender PALA’nın yazdığı roman çok güzel.

 

 

 

 

Paragrafta Ana fikir

 

Ana fikri desteklemek için sıralanmış payanda (destek) fikirlerdir. Ana fikir çoğu zaman yardımcı fikirlerin desteğiyle ayakta durur. Bir diğer deyişle ana fikir bu yardımcı fikirlerin bileşkesidir. Bir parçada bir ana fikir, birçok yardımcı fikir vardır.

Bir yazının ana fikrine o yazının omurgasıdır diyebiliriz. Yardımcı fikirlere de yazının kaburgaları diyebiliriz. Asıl olan ana fikirdir, yardımcı fikirler ise adı üzerinde ana fikre yardımcı fikirlerdir.

Yardımcı düşüncelerle ilgili sorularda verilen parçada söz edilmeyen ayrıntılar, nitelikler sorulur. Bu sorular sınavda farklı soru kalıplarıyla sorulmaktadır:

  • Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılamaz?
  • Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
  • Böyle konuşan kişi için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
  • Bu parçada, sözü edilen kişiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
  • Bu parçada aşağıdaki düşüncelerden hangisine yer verilmemiştir?
  • Bu sözleri söyleyen sanatçı aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilemez?
  • Bu parçada okumayla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
  • Aşağıdakilerden hangisi, bu sözleri söyleyen sanatçının bir özelliği değildir?
  • Böyle anlatılan bir sanatçıdan aşağıdakilerin hangisi beklenmez?
  • Bu parçaya göre aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

 

Yardımcı Düşüncelerin Belirlenmesi:

Ana düşünceyi kavramanın ikinci aşaması yardımcı düşünceleri belirlemektir. Bunun için, "Yazar konunun açıklamasını yaparken hangi ayrıntılardan yararlanıyor?" sorusuna cevap bulmak gerekir. Bu soruya verilen karşılıklar yardımcı düşünceleri verir.

Örnek: Yetişkin bir insanın sözvarlığı (kelime haznesi), aile çevresi dışındaki ilişkilerinden etkilenir. Çocuklukta görüldüğü gibi annenin dilindeki ses özellikleri korunsa bile öğrenim, iş, meslek ilişkileri, hatta evlilik sonucunda, başka çevrelerden kimselerle birlikte yaşama dolayısıyla, sözvarlığı büyük ölçüde değişmeye uğrar. Bu yüzden yetişkin insanın dil, sözvarlığı, seçilen sözcükler açısından annenin dilinden farklı olabilir.

Ana düşünce: "Bir insanın söz varlığı ilişkilerine bağlı olarak değişir."

Parçadaki Yardımcı Düşünceler:

  • Dil, başlangıçta yakın çevreden öğrenilir.
  • İnsan yaşlandıkça sözvarlığındaki değişme azalır.
  • Anneden öğrenilen dil, toplumsal ilişkilerde yetersiz kalır.
  • Kişinin dil gelişiminde ailenin önemli bir yeri vardır.

Görüldüğü gibi yardımcı düşünceler ana düşünceyi belirtmek için sıralanmıştır. Ana düşünce yardımcı düşüncelerin bir sentezi olmaktadır.

Örnek: Aşağıdaki paragraftaki yardımcı fikirleri bulmaya çalışalım.

Benim için, okunmuş bir kitap, artık fethedilmiş demektir. O kitabı bir daha elime almam. Artık o kitap orijinalliğini kaybetmiştir, içerisinde ne olduğunu bilirim. Kütüphanemdeki kitapların bir kısmı bana vaktimi çalmaktan başka bir şey vermemiştir. Yani bu tür kitapları okumak bir gram şeker için bir çuval keçiboynuzu çiğnemeye benzer. Buna rağmen ne bir kitabımı elimden çıkartır veya satarım ne de kitaplığımdan çıkarır depoya atarım.


Konu: kitap

Ana fikir: kitapların yazar için çok değerli olduğudur.

Yardımcı fikirler:

  • Okunan kitap fethedilmiş, demektir.
  • Okuduğum kitabı bir daha okumam.
  • Okuduğum kitap orijinalliğini kaybeder.
  • Okuduğum kitabın içeriğini bilirim.
  • Okuduğum kitapların bazılarını boşuna okumuşum.
  • Yararsız kitapları okumak bir gram şeker yemek için bir çuval keçiboynuzu çiğnemeye benzer.
  • Yararlı da olsa yararsız da olsa hiçbir kitabımı elimden çıkarmam.

Bir parçadan bir ana fikir çıkmasına rağmen birçok yardımcı fikir çıkar demiştik. Az önce söylediğimiz gibi yardımcı fikirler sırt sırta verip ana fikri ayakta tufan fikirlerdir.

Yardımcı fikirlerle ilgili soruların büyük çoğunluğu parçadan çıkarılamayacak yargıyı sorduğu için bu tür soruların çözümünde çok hassas davranmak gerekir.

Örnek: Aşağıdaki parçadan çıkarılabilecek yargıları ve çıkarılamayacak yargıları bulmaya çalışalım.

Sözünü ettiğimiz kitapta şair biyografisini vermemiş. Demek ki şairin bir politikası var: Şiiriyle okuyucu arasına kendini koymak istemiyor. Hatta böyle yapmakla bu işi biraz aşırılaştırıyor. Şair kendi şiirinden çekiliyor. Böylece okuyucu birçok zaman görülen hataya; şaire göre şiir okumaya düşmemiş oluyor. Bunlar birlikte düşünüldüğünde itiraf etmeliyim ki özgün bir düşünce, özgün bir kitap.

Çıkarılabilir yargı:

  • Şair kitabına biyografisini almamıştır.
  • Şairin biyografisini kitapta belirtmemesinin bir amacı vardır.
  • Biyografisini yazmamasının amacı, okuyucuyla şiiri aracısız birleştirmektir.
  • Şair okuyucunun şaire göre şiir okumasının önüne geçmiş oluyor.
  • Bu eser bütün özellikleriyle özgün bir kitap-tır.


Çıkarılamayacak yargı:

  • Şairin biyografisini bilmek şiirin iyi anlaşılmasını sağlar.
  • Şairin amacı biyografisini okuyucuya ulaştırmaktır.
  • Okuyucunun amacı şairin biyografisine ulaşmaktır.
  • Şair okuyucunun şiire bakarak yazara ait bilgiler çıkarmasının önüne geçmiş oluyor.
  • Bu eserde özgün bir kitap tanıtılmaktadır.

Gördük ki parçada kullanılan sözcüklerden oluşan ama parçadaki düşünceleri yansıtmayan cümleler, bize parçadaki düşünceleri yansıtıyormuş gibi bir izlenim veriyor.

Örnek: Bir de aşağıdaki parçadan çıkarılabilecek veya çıkarılamayacak yargıları inceleyelim.

Yıllıkta bazı şairlerin eksikliği nedeniyle yıllığı eleştirme yerine biraz da o şairlerin neden yer almadığını araştırırsak sanırım daha adil davranmış olacağız. Çünkü yıllıktaki yüz kırk şiir içerisinde şiirlerinizi bulamamışsanız kusur biraz da şiirlerinizdedir. Kendi adıma, bir yılda bu kadar çok şiirin bile kayda değer olabileceğine inanmıyorum. Üstelik bu hiçbir sınırlama koymadan yapılan bir seçmedir; ilk kez şiirini yayımlayanlara dek uzanıyor bu yelpaze. Benim eleştirim bazı şairlerin neden yer almadığına değil neden bu denli geniş yürekli davranıldığınadır.

Çıkarılabilir yargı:

  • Yıllıkta yüz kırk şiir vardır.
  • Bir yılda yüz kırk şiiri kayda değer görmek doğru değildir.
  • Yıllıktaki şiirler hiçbir sınırlama yapılmadan seçilmiştir.
  • Bu yıllıkta şiirini ilk kez yayımlamış şairlere de yer verilmiştir.

Çıkarılamayacak yargı:

  • Yıllığın eksik yönü bütün şairlere yer vermemesidir.
  • Yıllıkta yüz kırk tane kusurlu şiir vardır.
  • Bir yılda, bir insan yüz kırk adet kayda değer şiir yazamaz.
  • İlk kez şiir yazan insanlar bile yıllık yayımlayabilir.
  • Yıllıktaki eleştirilecek yön geniş yürekli şairlerin şiirlerine yer verilmiş olmasıdır.
  • Yukarıdaki çıkarılamayacak yargı sütunundan da gördük ki parçada geçen kelimeler kullanılarak kurulan cümleler parçadaki düşünceyi yansıtmasa dahi yansıtıyormuş izlenimi verebiliyor. Onun için sözcüklere değil cümlenin anlamına bakmalıyız.

Örnek: "Masalın babasının Anadolulu olduğunu biliyor muydunuz? Güldürücü, hem de düşündürücü masalın (fabl) babası Aisopos'tur. Aisopos günümüzden 2600 yıl önce Bandırma'da doğdu, büyüdü ve öldü. Ufak tefek ve topal adamın biriydi. Ama efendisi mi diyelim, sahibi mi diyelim, Aisopos'u öylesine sayardı ki, Aisopos'un mu köle, yoksa efendisinin mi onun kölesi olduğu belli olmazdı. Aisopos'un anlattığı masallar bugün söylenmiş kadar taze ve canlıdır. Hem de yeryüzünde insanlar yaşadıkça, gene taze ve canlı kalacaklardır, ta zamanın sonuna dek. Aisopos'un masalları, dünyanın her yerinde, her dile çevrilmiş ve hep çevrilmektedir. Örneğin La Fontaine' in masallarının hemen hepsi Aisopos'undur."

Fabl türünün ilk ismi olarak kabul edilen Aisopos (Ezop)un anlatıldığı bir yazıdan alınan yukarıdaki parçadan Aisopos'la ilgili olarak aşağıdaki ayrıntılar çıkarılabilir:

  • Fabl türünün öncüsü olduğu
  • Yaşamını Bandırma'da geçirdiği
  • Fiziki yönden gösterişli bir kişi olmadığı
  • Birinin yanında köle olarak yaşadığı
  • Yanında barındığı kişi ile oldukça samimi oldukları
  • Masallarının kalıcılığa ulaştığı
  • Masallarının kendine özgü niteliklerinin olduğu
  • Masallarında her çağın insanlarını ilgilendirecek konuların işlendiği
  • Masallarının pek çok dile çevrildiği
  • La Fontaine'in, onun masallarından etkilendiği

Yine Aisopos'la ilgili aşağıdaki ayrıntılar ise, yukarıda verilen parçadan çıkarılamaz:

  • Anadolu'da yetişen en önemli bilge olduğu
  • Eski çağlarda Anadolu'da pek çok bilgenin yaşadığı
  • Masallarında toplumsal konuları işlediği
  • Pek çok sanatçının onun masallarından etkilendiği
  • Yaşadığı dönemde masallarının yazıya geçirilmediği
  • Masallarının günümüzde de büyük ilgi gördüğü
  • Davranışlarıyla çevresindekileri ve toplumu etkilediği
  • Masallarında ders vermenin esas olduğu
  • Oldukça mutlu bir yaşam geçirdiği

 

Örnek: "Öğrenimden kazancımız daha iyi ve daha akıllı olmaktır. İnsan düşünce ile görür ve duyar; her şeyden faydalanan, her şeyi düzene sokan, yöneten düşüncedir. Çocuğa kendiliğinden bir şey yapmak özgürlüğünü vermemekle onu korkak bir köle haline sokuyoruz. Bazı bilgiler basmakalıp şekilde belleğimize yapıştırılır; harfler ve kelimeler, anlatılan şeyin kendisi haline gelir. Ezber bilmek, bilmek değildir; hafızamıza emanet edilen her şeyi saklamaktır. İnsan, kendiliğinden bildiği her şeyi ustasına bakmadan, kitaptaki yerini aramadan istediği gibi kullanır. Tamamıyla kitaptan bir bilgi ne sıkıcı bilgidir! Böyle bir bilgi, süs olarak kullanılsın; ama temel olarak değil."


Montaigne'nin "Denemeler”inden alınan yukarıdaki parçadan şu yargıları çıkarabiliriz:

  • Öğretim insanlara daha iyi ve akıllı olmayı öğretir.
  • İnsan yaşamında her şeyi yönlendiren düşüncedir.
  • Çocuklara özgür hareket etme olanağı vermemek, aslında onlara kötülük etmektir.
  • Belirli kalıp sözlerle ezberlenen bilgilerin değeri yoktur.
  • Bir şeyi ezberlemek onun bilindiği anlamına gelmez.
  • Kişinin, başkasından yardım almadan kullanabildiği bilgi gerçek bilgidir.
  • Yaşamda uygulanma fırsatı olmayan bilgiler pek de önemli değildir.
  • Bazı bilgiler, işlevi ve anlamı bilinmeden bellekte saklanır.

 

Aşağıdaki yargıları ise verilen parçadan çıkarmak mümkün değildir:

  • Okullardaki eğitim ve öğretim, kişiyi yaşama hazırlamalıdır.
  • Çocukları birtakım işlerde çalıştırmak doğru değildir.
  • Her insan yaşamı boyunca kendini geliştirir, yeni bilgiler edinir.
  • Kitaplardan edinilen bilgiler kalıcı olmaz.
  • Her insanın, hayatta başkalarının yardımına gereksinimi vardır.
  • İnsan, yaşamı boyunca hiçbir şeyi ezberlemeye çalışmamalıdır.
  • Her konudaki temel bilgiler, kitaplardan öğrenilir.

Bu yargılar yukarıda verilen parça ile ilgili zorlama yorumlardır. Paragrafta anlatılanların dışına çıkarak yorum yapmak yanlıştır.

 

Paragrafta Anlam

Devamını oku...