Edebiyat

Mesaj
  • PLG_KUNENADISCUSS_DEPENDENCY_FAIL

Divan Edebiyatı - Aruz Vezni

Zihaf

 

Divan Edebiyatı - Aruz Vezni

Zihaf, imalenin tersidir. Arapça ve Farsça'daki uzun he­ceyi, veznin gerektirdiği yerde kısa hece gaibi okumaya zihaf denir. Burada dikkat edilecek şey, imalenin Türkçe heceleri çekip uzattığı, zihafın ise Arapça ve Farsça heceleri kıstığıdır.

Eski şairler zihafı hoş karşılamazlar, bir çeşit beceriksiz­lik sayarlardı. Ama yeri gelince en şöhretli şairler bile bu ku­suru işlemekten kendilerini alamamışlardır. Örneğin Nef'î şu mısraında, vezne uymak tasası yüzünden açık olarak göze çar­pan bir zihaf yapmıştır :

Hâbgâh eyler gazale pehlu-yu şir-i neri

Bu mısradaki pehlû kelimesinin son hecesi açık-uzun he­cedir. Vezne uymak çabası yüzünden mısrada açık-kısa hece olalak kullanılmıştır. Yani zihaf yapılmıştır

 

Vasl-Ulama

 

Divan Edebiyatı - Aruz Vezni
Vasl (ulama), kapalı bir heceyi, açık hece durumuna ge­tirmek için yapılır.

Son hecesi ünsüzle (sessiz harfle) biten bir kelime, kendin­den sonraki ilk hecesi ünlüyle (sesli harfle) başlayan kelimeye kendiliğinden bağlanır. Böylece iki kelime arasında bir ses kay­naşması meydana gelir.

Mev sim mü te hay yil va ki tak şam di Be bek te

- -./ .--. / .--. / .--

Mef û lü / me fâ î lü / me fâ î lü / fe û lün

- -./ .--. / .--. / .--

 

Bu mısraa dikkatle bakıldığında sessiz harfle biten vakit kelimesinin, sesli,harfle başlayan akşam kelimesine nasıl bir akışla bağlandığı kolayca anlaşılır. Burada veznin isteğine gö­re bir bağlanma olmakla beraber, heceler arasındaki ses an­laşması başta gelmektedir.

Bazan vezin gereğince, doğal olarak bağlanması gereken yerde, bağlanma yasaklanır. Bu yasaklama bakımından Ziya Paşa'nm şu beytine bakalım :

Hür olmak eğer ister isen olma cihanın

Zevkında safasında gamında kederinde.

Birinci mısraın ilk iki kelimesi, söyleyişte doğal olarak birbirlerine bağlandıkları halde, vezin gereğince bağlamadan, ayrı ayrı okumak zorundayız. Eğer bağlı olarak okursak, bu iki kelimeyi feûlün kalıbına uydurmuş oluruz. Halbuki beytin vezni Mef'ûlü mefâîlü mefâîlü faûlündür. Bu vezne göre olmak ile eğer kelimelerinin bağlanmaları gerekmektedir ve şöyle olur :

Hür ol ma/ke ğer is te/ri sen ol ma/ci ha nın

- - ./.- -./.- -./.- -

Bu mısrada ister kelimesiyle isen kelimesi kendi araların­da bağlanmışlardır. Vasl yapmanın, yani ünsüzle biten kelimeyi, ünlüyle baş­layan kelimeye bağlamanın faydası şudur: Ünsüz harfle biten hece kapalıdır, yani çizgi ile işaretlenir. Halbuki aruz kalıbı, o hecenin açık olmasını istemektedir, işte bu durum karşısın­da, yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi, birbirlerine bağlanan iki kelimeden ilkinin son harfi olan ünsüz harfini, ikinci keli­menin ünlü harfle başlayan ilk hecesine devretmiş oluruz. Böylece kapalı olan hece açılmış olur.

 

Med-Uzatma

 

Divan Edebiyatı - Aruz Vezni

Med'din imaleyle karıştırılmaması gerektir. İmaleyi kav­ramak Med'de göre daha kolaydır. Aruzun en önemli prob­lemlerinin başında Med gelir. İmale, aruzun kusurları ara­sındadır. Fakat Med, Ritm denen iç ahengi sağlayan bir ses­lendirme sanatıdır.Med, iki heceyi bir hece durumuna getirmek, yani tam bir sesi bir buçuk sese çıkarmaktır. Bunun nasıl olduğunu, şöyle bir uygulama ile anlamaya çalışalım :Makber'den alman şu mısra üzerinde incelememizi yapa­lım

Tutsaydım o ruh gitmeseydi

Bu mısraın vezni. Mef'ûlü mefâ ilün feûlün'dür. Bu vezne göre mısraın taktii yapılınca şöyle olur :

Tut say di mo ru /h git me sey di

Mef û lü me fâ / lün f e û 1ün

- -. .- / - .- -

Görülüyor ki ikinci kalıbın ilk hecesi olan «i» hecesi or­tada yok. Çünkü ikinci kalıp lünfeûlün değil ilünfeûlün'dür. Mısraın ikinci parçası olan «gitmeseydi» kelimesinin kalıbı Fâilâtün'dür. Halbuki Mef'ûlümefâ fâilâtün şeklinde bir vezin yoktur. Öyleyse bu mısraı başka türlü takti etmek gerekiyor :

Tut say di mo rû / h git me sey di.

Mef' û lü me fâ / i 1ün fe û 1ün

- -. .- / . - .- -

Bu şekildeki taktide, ikinci kalıbın ilk «i» hecesi ortayaçıkmış oldu. Şu duruma göre ruh kelimesinin ruh kısmı, birinci kalıbın sonundaki uzun hecesine uyarak şek­linde uzamış ve tam ses durumuna gelmiştir. Bu böyle olurken rûh kelimesinin «h» sesi de ikinci kalıbın ilk kısa hecesi olan «i» ye karşılık olmuş, böylece yarım ses kazanmıştır. (Uzun hecelerin tam, kısa hecelerin de yarım ses olduklarını biliyo­ruz). Bu durumda ruh hecesi, birinci kalıptan tam ses, ikin­ci kalıptan da yanm ses aldığı için bir buçuk sese çıkmış, rûh şeklinde uzamış. îşte aruzda bu olaya med denir.

Med şiirde ahenk ve ses zenginliği meydana getirdiği için çok makbul tutulmuştur. Med, daima bir uzun hece ile onu takip eden kısa hece arasında yapılır. Yahya Kemal'in şu beytinin ikinci mısraındaki «Med»di de bulalım :

O şûh ağlar bugün kasr-ı Şeref âbâde geldikçe

O nûşânûş demler hâtır-ı nâşâde geldikçe

O nû şâ nû /ş dem 1er hâ/tı r-ı nâ şâ/de gel dik çe

. - - -/. - - - /. - - - - /. - - -

Burada nûş hecesinde med vardır. Çünkü birinci kalıbınbın son hecesinden tam ses, ikinci kalıbın da ilk hecesin­den yarım ses almıştır.

 

Ritm-İç Ahenk

Divan Edebiyatı - Aruz Vezni

Aruzla yazılmış şiirlerin, aruz vezninin karakterinden ge­len musikiden, imale ve medlerden ahenk aldıkları bir ger­çektir. Fakat Divan tarzı şiirlerdeki ritm, sadece bunlara da­yanmaz. Üstün sanatçılar, şiirlerindeki ritmi, mısralarma yer­leştirdikleri kelimelerin düzeninden de sağlarlar. Çünkü keli­melerin de kendilerine göre bir ses örgüleri vardır. Bu örgülerdeki ahenk uygunluklarını bir araya getirmek çok önemli­dir.

Genel olarak kapalı-uzun heceyle biten kelimelerden son­ra açık heceyle başlayan bir kelime getirildiği zaman, o uzun heceyi istediğimiz kadar çekmek mümkün olur ve bu çekiş, mısrada ses zenginliği meydana getirir. Nef'înin şu beytini bu bakımdan okuyalım :

Bir câm, sun Allah için bir kâse de ol mâh için. Tâ medh-i şahinşah için alam ele levh ü kalem Bu beytin birinci mısraındaki câm kelimesinde yapılan medle seste bir kabarma sağlanıyor, bu kabaran âhenge uy­gun olarak Allah kelimesinin ikinci hecesini, medli ve imaleli olmadığı halde istediğimiz kadar uzatabiliyoruz. Çünkü aslın­da uzun lolan bu hecenin arkasından için kelimesinin açık olan ilk hecesi gelmektedir. Birinci mısradaki mâh kelime­siyle ikinci mısradaki şahinşah kelimesinin son hecesinde de durum aynıdır. Böylece aruzlu şiirlerde, kulağımıza bir musiki tadı veren ritm meydana gelmektedir. Arzulu yazılmış şiirlerden zevk al­mak, onun kolaylığına ulaşabilmek için, çok okumak ve onun kültürüne varmak gerektir. Bu da sanıldığı kadar Zor değildir.

 

Kasr-Kısaltma

 

Divan Edebiyatı - Aruz Vezni
Kasr, uzun bir heceyi hafifletmek, yani inceltmektir. Me­selâ Şâh hecesinin şeh şeklinde, mâh hecesinin meh şeklinde söylenmeleri gibi.

 

 

Kasr, iki türlüdür. Birisi sanatta hoş karşılanır, fakat öte­kisi uygun görülmez. Örneğin Şahsüvar yerine Şehsüvar den­mesi daha uygun görüldüğü halde, Dünya yerine Dünye den­mesi hoş karşılanmaz.

Bunlardan başka bir de özel isimlerin vezin gereğince kı­saltılması sakıncalı görülmemiştir. Örneğin Abdülhak Hâmit Eşber tiyatrosunda (ki bu tiyatro manzum olarak yazılmış­tır), Aristo özel ismini Risto şeklinde; Nedîm, İstanbul hak­kındaki kasidesinde İstanbul kelimesini Stanbul şeklinde söy­lemekten çekinmemişlerdir.